Page 4 - gennaration1.indd

Basic HTML Version

4
OCAK 2010
S
izinle yapılan
bir söyleşide;
pazarlamanın
günümüzde sa-
dece kendisin-
den ibaret bir disiplin ol-
madığını, matematikten
psikolojiye, tarihten sos-
yolojiye dek birçok disip-
linle etkileşim içinde kal-
ması gerektiğini söylü-
yorsunuz. Sizce reklam
ve pazarlama insanları-
mız bu gerçeğin yeterin-
ce farkındalar mı?
Farkında olan pazarla-
ma profesyonel leri sek-
törün dinamiklerini de-
ğiştirecek ve yönetecek.
Dolayısıyla böyle bir hede-
fi olan pazarlama profesyo-
nelleri, farklı disiplinler ve
farklı disiplinlerin etkileri
üzerine okumak, anlamak
ve anlamlı stratejileri olan
ürünler, kampanyalar or-
taya koymak zorundalar.
Pazarlama ve reklam
sektörünün reklamveren
tarafında yer alıyorsunuz.
Mesleki deneyiminizi dik-
kate alarak, reklam sek-
törünün Türkiye’deki son
on yılını genel olarak na-
sıl değerlendiriyorsunuz?
Nereden nereye geldik?
Reklam sektörü hacim-
sel büyümesini sürdürür-
ken, reklamveren şirket-
lerin sayısı da hızla art-
tı. Yerel platformda yıllar-
dır rekabet ettiği şirketin
bir anda büyük mecralar-
da reklam verdiğini gören
rakip şirketler de belki ilk
kez reklam vermeyi düşü-
nebiliyor, hatta rakiplerin-
den cesaret alıp reklamve-
renler arasına katılabiliyor-
lar. Özellikle dijital mecra-
ların ölçümleme yeteneği,
bumecraları deneme niyeti
olanların ağzını sulandırı-
yor. Ölçümleme yeteneği-
ne düşük reklam maliyet-
leri de eklenince, bütün
oklar dijital mecraları gös-
teriyor. Dolayısıyla, küçük
büyük demeden herkes di-
jital platformlarda bir şey-
ler yapıyor. Bu da reklam
dünyasında dijital mec-
ralara bakışın ciddiyetini
arttırıyor. Arama motoru
pazarlaması ve sosyal med-
ya pazarlaması, reklamve-
renler nezdinde ilgi odak-
larının başını çekiyor.
Reklamverenin dijital
mecralara ilgisi, konvan-
siyonel reklam ajansları-
nın da ağzını sulandırı-
yor. Reklamverenlerin il-
gisi sayesinde genç deli-
kanlıların kurmuş olduk-
ları dijital ajanslar piyasa-
ya yeterince kot pantolon-
lu yönetici kazandırdı. Kot
pantolonlu yöneticiler kon-
vansiyel ajanslardaki ağa-
beyleriyle tanıştılar, ahbap
oldular, bazıları iş ortaklı-
ğına gittiler, bazıları ağa-
beylerinin yanında dijital
mecraları yönetmek üze-
re işe girdiler, bazıları da
ağabeylerinin şirketleri ta-
rafından satın alındılar.
Böylece konvansiyonel
reklam ajansları da dijital
oyun düzeni içerisinde ak-
tif olarak yer almaya baş-
ladılar. Dijital mecralarda
aktif olarak yer almaya baş-
layan konvansiyonel ajans-
ların bazılarının da yeni-
den yapılandırma süreci-
ne girdiklerine, organizas-
yonlarını ve süreçlerini di-
jital odaklı yapılandırdık-
larına şahit oluyoruz. Bu
da bize, mecradan bağım-
sız, iletişim ve pazarlama
kökenli entegre ajans ya-
pılarıyla önümüzdeki yıl-
larda daha çok karşılaşa-
cağımızın ipuçlarını veri-
yor. Ancak, an itibarıyla bü-
yük bir dönüşüm sürecin-
de olduğumuz ve herkesin
de temkinli olduğu aşikâr.
Nüfusumuzun üçte bi-
ri internet kullanıyor, bu-
nun da yüzde kırkı 8-17
yaş arasında. Hani nere-
deyse daha dünyaya gelir
gelmez gözünü internete
açmış, sosyal iletişimini
sanal ortamlarda gerçek-
leştiren, genç ve dinamik
bir kesime sahibiz toplum
olarak. İnteraktif pazar-
lama ve reklamcılık açı-
sından, bu ne anlama ge-
liyor sizce?
İnterakt i f pazarlama
ve reklamcılık camiasın-
da Avrupa coğrafyasında
kimsenin başına böyle bir
talih kuşu konmadı. Nüfus
kompozisyonumuz gerçek-
ten global düzlemdeki pa-
zarlama ve reklam profes-
yonellerinin ağzını yete-
rince sulandıracak sevi-
yede. Ancak, bu kompo-
zisyonu ne kadar iyi ana-
liz ediyoruz, gençleri ne
kadar tanıyoruz, bu konu-
da ciddi şüphelerim var.
Gençleri genel olarak, sa-
dece Facebook’ta yaşayan,
blog okuyan, açan, fırlama
videolar izleyip çeken kişi-
ler olarak değerlendirebi-
liyoruz. Gençlerin yaşam
stillerinin arka planları-
na, aldıkları aksiyonların
temel motiflerine, öykün-
dükleri ikonlara, kullan-
dıkları mecralara, kulla-
nım şekillerine ve frekans-
larına daha iyi odaklana-
bilirsek, ülkemize bahşe-
dilmiş bu fırsatı doğru de-
ğerlendirip, global interak-
tif pazarlama düzlemin-
de kural koyucu bir aktör
olabiliriz.
Geleneksel mecraları
kullanan pazarlama ve
reklam devrinin kapan-
dığını iddia edenler var.
TV, radyo, gazete öldü, ar-
tık dijital reklam devrin-
deyiz, diyorlar. Yeni mec-
raları bu kadar ciddiye al-
mayanlar da diğer uçta
sayılıyor. Bu iki uç ara-
sında bir yerde durmak
mümkün mü? Nerede ve
nasıl durmalıyız?
Her kim, sadece kendi
ucundan yayın yapıyorsa,
kesinlikle ciddiye alınma-
ması kanaatindeyim. Aristo
mantığının yerlerde sürün-
düğü, kuantum, doğrusal
olmayan düşünce yapıla-
rının konuşulduğu bir za-
man diliminde “ya biz ya
da onlar” söyleminin faz-
lasıyla iddialı olduğunu dü-
şünüyorum. Mevcut koşul-
lar altında her iki ucun tam
ortasında durmak en doğ-
ru yöntem. Ara bir dönem-
deyiz, Araf’ı deneyimliyo-
ruz. Ara dönemlerin belir-
sizliğinde, belirli aksiyon-
lar almak ve duruşlar ser-
gilemek hayli zor. Ancak,
bu dönemi deneyimleyen-
lerin odaklanması gereken
husus entegrasyon olmalı.
İki uç arasında entegras-
yonu sağlayanlar (teori ve
uygulama düzeyinde), pus-
lu havada konumunu koru-
yanlar ve yeni döneme en
hazır girenler olacaklardır.
Meseleye bir de tüketi-
cinin zihninden bakma-
ya çalışalım. TV reklam-
ları gibi geleneksel rek-
lam biçimlerinin tüketi-
cinin algısını artık uya-
ramaz olduğu, tüketici-
nin bu tek yönlü iletişim
araçlarından sıkı lma-
ya başladığı söylenebilir
mi? İnternet ve diğer di-
jital ortamların tüketici
algısı açısından gelenek-
sel mecradan temel ola-
rak farkı nedir?
“One size fits all” (herke-
sin ihtiyacını karşılayacak
tek bir çözüm) klişe pazar-
lama söylemlerinin vazge-
çilmezidir. İşte bu lafın ta-
mamıyla tümleyenini de-
neyimliyoruz. Günümüzde
her tüketicinin her isteği
için ayrı bir çözüm olma-
sı gerekiyor. Her tüketici-
nin her isteği dendiğinde,
konvansiyonel mecra ileti-
şimi hayli yetersiz kalıyor.
“Kişiye özel” talebi geldi-
ğinde, konvansiyonel mec-
raların güdük kaldığı nok-
talarda Long Tail zihinsel
altyapısı ile dijital mecra-
lar imdada yetişiyor ve kim
neyi, nasıl istiyorsa tedarik
ediyor. Dolayısıyla tüketi-
cilerin de algıları, ihtiyacı-
nın daha çok karşılandığı
mekânlar olan dijital mec-
ralara odaklanıyor.
Pazarlama iletişimin-
de ölçümün ne kadar
önemli olduğunu biliyo-
ruz. Reklamveren, yaptı-
ğı iletişimin sonuçlarını
çok net olarak görmek is-
tiyor. İnteraktif mecrala-
rınhassas ölçümlere gele-
neksel mecralara kıyasla
çok daha yatkın olması,
pazarlamanın yakın ge-
lecekte hızla dijital mec-
ralara yönelmesi için ye-
terli bir gerekçe midir?
Türkiye’de dijital mec-
ralarda ölçüm sağlıklı bi-
çimde yapılabiliyor mu?
Dijital mecraların haya-
tımıza girdiği ana kadar,
ölçümleme konusu pa-
zarlama iletişiminin ka-
nayan yarası idi. Ancak,
şimdi ajanslar müşterile-
rine, pazarlama profesyo-
nelleri de yöneticilerine öl-
çümsonuçlarını göstererek
hava atıp, aferin alabiliyor-
lar. Pazarlama profesyonel-
lerinin kampanya perfor-
mansı hususunda yöneti-
cilerine hava atabilmele-
ri, bir sonraki dönem için
daha büyük bütçeyi garan-
tiliyor. Daha büyük büt-
çe söz konusu olduğunda
ajanslar da daha iyi geri dö-
nüş alabilecekleri kurgu-
lara odaklanıp, ölçüm ye-
teneklerini daha fazla ge-
liştirmeye çalışıyorlar. Bu
süreç de dijital mecraların
gelişimine anlamlı bir kat-
ma değer sağlıyor.
Dijitalmecralarınölçüm-
lenebilme yeteneği, bu işler-
de bezi olmayan markala-
ra en azından “Deneyeyim,
göreyim” dedirtiyor. Dijital
mecralar, “Bir arkadaşa ba-
kıp çıkacağım” diyenmar-
kalarınhemenhemenhep-
sinde bağımlılık yaratıyor.
Türkiye’de dijital mecralar
dünyadaki örneklere göre
henüz istenen performans-
ta ölçülmüyor. Ancak, iste-
nenperformansta ölçümle-
me yapabilmek için IAB’nin
çalışmaları hızla devam
ediyor. Türkiye’nin dijital
mecralarının, emsalleri
gibi ölçülmesini tüm sek-
tör sabırsızlıkla bekliyor.
Ülkemiz ciddi bir eko-
nomik kriz sürecinden ge-
çiyor. İletişim harcama-
ları da buna bağlı olarak
hayli azalmış durumda.
Akıllı reklamveren, kriz
dönemlerinde reklamın
daha da öneml i oldu-
ğunun farkında elbette.
İnteraktif mecraların da-
ha düşük maliyet gerek-
tirmesi, bu ekonomik kriz
sürecinde reklamvereni
bu yeni mecralara mı yö-
neltti sizce de? İnteraktif
pazarlama iletişimcileri
ekonomik krizi bu açı-
dan bir fırsat olarak gö-
rüp yeterince değerlen-
dirdiler mi?
Ekonomik kriz, pazarla-
ma yöneticilerini daha çok
hesap kitap yapmaya, ileti-
şimcileri de daha yaratıcı
olmaya itiyor. Bütçeler kı-
sıldı, geri dönüş hesapları
daha çok sorulmaya başlan-
dı. Böyle bir kısıt ekosiste-
minde de bütünoklar dijital
mecraları gösterdi. Dijital
mecralara, hemmecranın
ekonomik olması, hem de
geri dönüşlerinin somut bir
şekilde alınabilmesi dolayı-
sıyla “Yürü ya kulum” den-
di. Başlangıç aşamasında
interaktif pazarlama ile-
tişimcileri bu yönelimden
çok ekmek yediler. Ancak,
şimdi çok daha fazla ener-
ji harcamak zorundalar.
Çünkü sektör anlamlı bir
doygunluğa ulaşmak üze-
re, pazarlama profesyonel-
leri mecraya alıştı, termi-
nolojiye hâkim.
Hangi araçların, hangi
durumlarda, nasıl kulla-
nılması gerektiği hususu-
nu biliyorlar. Simetrik bil-
gi seviyesine eriştiğimiz,
fazlasıyla üretici ve tüke-
tici olan, büyük kârların
elde edilemediği, piyasa-
ya giriş ve çıkışların ko-
lay olduğu, böylesine tam
rekabetçi bir piyasa orta-
mında artık ajanslar ek-
meklerini taştan çıkarı-
yorlar. Pazarlama profes-
yonelleri de artık tok alı-
cı rolünü benimsemiş du-
rumda. Her kampanya için
mikrosite, Facebook uygu-
laması, Second Life’ta ada
önerenin peşinden koşmu-
yorlar. İşlerin genel iletişim
ile tutarlılığına, entegras-
yonuna ve performansına
daha çok odaklanıyorlar.
Yeni mecra kullanımın-
da bir de ajans tarafına
bakalım. Siz, Türkiye’de
pazarlama iletişimi sek-
törünün interaktif mec-
raları doğru ve bilinçli
kullandığını düşünüyor
musunuz? Diğer bir de-
yişle, sektör bu mecrala-
ra kendini yeterince ha-
zırladı mı?
Düşünüyorum, desemya-
lan olur. Benzer mecralar,
benzer uygulamalar, ben-
zer yaklaşımlarla, münfe-
rit projeler geliştiriliyor.
Özellikle kanal stratejile-
ri, entegrasyon stratejileri
gibi konularda ciddi bir ek-
siklik hâlâ mevcut. Sektör,
genel olarak dünyayı takip
etme, en iyi uygulamala-
rı ülkemize adapte etme
eğiliminde. Ancak, adap-
te edilen fikrin, projenin
markanın makro strateji-
sine uyup uymadığı fazla
sorgulanmıyor. Konunun
teorik altyapısı, diğer di-
siplinlerle olan etkileşimi
yeterince sorgulanmıyor,
dert edinilmiyor. Bunlar
yapılmadığında, özgün ve
global düzlemde ses geti-
ren projelere çok sık rast-
lamıyoruz. Bunun için de
ajansların daha farklı di-
siplinlerden, daha derin
bir şekilde, doğru enteg-
rasyon çözümleri altında
beslenmesi gerekiyor.
Kimi ajanslar interak-
tif mecralarda iletişim fa-
aliyetini kendi içlerinde
ayrı bir departman oluş-
turarak, kimileri de ta-
mamen bağımsız ve yeni
bir ajans yapısı kurarak
gerçekleştiriyor. Doğru
bir interaktif pazarlama
iletişimi için sağlıklı bir
ajans yapılanmasının kri-
terleri nedir? Ajanslar,
ne yapmalı, nelere dik-
kat etmeli?
Ajanslar mecradan ziya-
de iletişimin, pazarlamanın
özünden uzaklaşmamalı-
lar. Pazarlama iletişimine
hâkim, ne yapacağını bilen
bir ajansınmutlak bir reka-
bet avantajı olduğu aşikâr.
Geriye, yeni mecraların di-
namiklerini, bilinenlerden
farklarını anlamak ve en-
tegrasyonun nasıl sağlana-
cağını değerlendirmek ka-
lıyor. Pazarlama, strateji,
entegrasyon, kanal dina-
mikleri, kanal bazlı tüke-
tici içgörüleri, kanal bazlı
iletişimyaklaşımları ajans-
larınmutlaka odaklanma-
sı ve sahip olması gereken
yetkinlikler.
Ekonomik kriz pazarla-
ma ve reklam sektörün-
deki istihdamı da olum-
suz etkiledi, biliyoruz.
Yeni mecralar farklı bir
iş gücü kalitesine de ihti-
yaç olduğunu gösteriyor.
Bir yandan iş gücü kay-
bı, öte yandan yeni iş gü-
cü ihtiyacı… Nasıl çözü-
lecek bu sorun?
Yeni mecraları da bilen
eski pazarlama iletişimci-
lerinin, tadından yenme-
yecekleri aşikâr. Yeniler
daha düşük maliyetli ol-
duğundan işe hızlı alını-
yorlar, şirketlere daha çok
eğitimmaliyeti doğuruyor-
lar. Eskiler de, işsiz kal-
dıklarında yeni mecrala-
ra ilgi duyup, kendi işleri-
ni daha kolay kurabiliyor-
lar. Aslında ortada çok bü-
yük bir sorun yok, sadece
mevcut emek piyasasının
kompozisyonunda bir dönü-
şüm yaşanıyor. Çalışanlar
için de seçenek sayısı hay-
li artıyor.
Türkiye’de akademik
kurumların, daha çok
da vakıf üniversitelerinin
sektöre yeni ve nitelikli
bir iş gücü kaynağı oluş-
turmak için ayrı eğitim
programları oluşturdu-
ğunu biliyoruz. Bugünkü
durumu yeterli buluyor
musunuz? Özellikle in-
teraktif pazarlama ileti-
şimi sektörünün ihtiyaç
duyduğu insan kaynağı-
nı bu programlar aracılı-
ğıyla kısa sürede karşıla-
mak mümkün mü?
Mevcut programların
üniversitenin içerikleri-
ne nüfuz etmesi gerekiyor.
Aksi takdirde, verilen prog-
ramlar “10AdımdaDijitalci
Nasıl Olunur?”un ötesine
geçemiyor ve bu yüzeysel-
lik sektöre de yansıyor. Yurt
dışındaki örneklere baktı-
ğımızda ise, bu konuların
lisans düzeyinde bölüm
olarak okutulduğunu da
görüyoruz. İnteraktif pa-
zarlama ile ilgili konuların
üniversite ile olan etkileşi-
mi ne kadar derinleşirse, o
kadar nitelikli ve nicelik-
li adam piyasaya sunulur.
Siz, aynı zamanda bir
öğretimüyesisiniz. Bugün
burada tartıştığımız olgu-
lar ve sorunlar açısından
baktığımızda, öğrencile-
rinizin interaktif pazarla-
ma iletişimine ilgisini na-
sıl değerlendiriyorsunuz?
Sektöre katılmayahazırla-
nan bu genç insanlar, ge-
leceğe dair umudumuzu
ne kadar güçlendiriyor?
Öğrencilerin interaktif
pazarlama iletişimine kar-
şı ciddi bir ilgi ve hevesleri
var. İyi projeler, iyi işler çı-
karıyorlar. İlgilerini çeken
bir konu olduğu için, tüm
ayrıntıları ile her şeyi öğ-
renmek istiyorlar. Ancak,
bu ilgiyi hak edilen kadar
iyi değerlendirdiklerini dü-
şünmüyorum. Çünkü süre-
ce doğrudan “Ben bilirim”
ile başlıyorlar. Zihinsel ve
pratik altyapıları işin te-
mellerine hâkim olmadan
mecra bazlı ahkâm kese-
biliyorlar. Hap çözümlere
kaçma ve konuları hızlıca
öğrenme eğilimleri yük-
sek oluyor: “10 Adımda
Sosyal Medya Pazarlaması,
3 Adımda Onl ine İtibar
Yönetimi, 5 Adımda Arama
Motoru Pazarlaması…” Bu
da fastfood’un hayatımıza
etkileri gibi, Fast Learning
travmalarına yol açabiliyor.
Okumayı fazla sevmiyor-
lar. Daha doğrusu, farklı
disiplinlere dair okumayı
sevmiyorlar. Okuma de-
nildiğinde, genel olarak
iş dünyasına ait kitaplar,
pazarlama kitapları, hap
kitaplar ya da kişisel geli-
şim kitaplarını anlıyorlar.
Edebiyatın, sosyolojinin,
psikolojinin, kültür oku-
malarının kendi iş hayat-
larına ya da kariyer altya-
pılarına ne kadar katma
değer sağlayabileceğini he-
nüz öngöremiyorlar. Bu tu-
zaklara düşmeyen gençler
ise, diğerlerinin arasından
hızlıca sıyrılarak başarı-
lı projelere imza atıyorlar.
Yukarıda kısmen kötümser
bir tablo resmedilse de, öğ-
rencilerin interaktif pazar-
lama iletişimine olan bu il-
gisi gerçekten umut veri-
ci. Coğrafyamız çok başa-
rılı global projelere gebe.
Hep biz sorduk, siz ce-
vapladınız. Size sormayı
akıl edemediğimiz soru-
lar mutlaka oldu. Son sö-
zü size bırakalım. Başka
ne söylemek istersiniz?
Richard Schechner’in
çok sevdiğimbir sözüyle bi-
tirmek isterim: “Biri olayı
görür; kendini görür; ken-
dini olayı görürken görür,
kendini olayı gören başka-
larını görürken görür ki, bu
başkaları da belki kendile-
rini olayı görürken görmek-
tedir. Demek ki icra, icra-
cılar ve izleyiciler vardır
ve kendini gören bir ken-
di vardır ki, bu icracı, iz-
leyici ya da izleyicilerin iz-
leyicisi olabilir.”
2001’de hem Bilgi Üniversitesi hem de London School of Economics’in Ekonomi bölümlerinden ay-
nı anda mezun olan Yüce Zerey, aynı alandaki yüksek lisansını Marmara Üniversitesi’nde tamamla-
dıktan sonra, ayrıca Bilgi Üniversitesi’nde de MBA eğitimini tamamladı. Bilgi Üniversitesi’nin MBA
programları bünyesinde pazarlama uzmanı olarak görev alarak, programın yapılandırılmasında ve mar-
kanın iletişim süreçlerinde etkin rol üstlendi. Bu görevi yürütürken, Pazarlama Araştırma Yöntem-
leri ve Pazarlama derslerinde önce asistan, sonra da öğretim görevlisi olarak bulundu. 2004’te Ülker
Grubu’na katıldı. Grubun çeşitli birimlerinde pazarlama müdürlüğü yaptı. Stratejik dijital pazarlama,
stratejik pazarlama, trendler ve dayanıksız tüketim mallarında tüketici davranışı konularıyla ilgilendi.
Bilgi Üniversitesi’nde ders vermeyi yarı-zamanlı olarak sürdürdü. Aralık 2008’de Türk Hava Yolları’nın
e-Ticaret Müdürü olarak atandı. THY’nin en büyük satış ofisi olan thy.com, mobil.thy.com ve diğer di-
jital mecralarının yönetiminden ve pazarlamasından sorumlu. Doç. Dr. Ege Yazgan ile birlikte yazdık-
ları Business Statistics ve İşletme İstatistiği adlı iki kitabı yayımlandı. Adını taşıyan kişisel web site-
sinde (www.yucezerey.com), mesleki etkinliğini betimleyen kavramları şöyle bulutlaştırıyor: Pazarla-
ma, Sosyal Medya Pazarlaması, İnteraktif Pazarlama, Tasarım, Blog, Strateji, Medya 2.0, Türk Tüke-
ticisi, Gerilla Pazarlaması, Markalama, Marka Yönetimi, Popüler Kültür, Proje Yönetimi, Süreç Yöne-
timi, Entegrasyon Yönetimi, Kanal Optimizasyonu.
YÜCE ZEREY KİMDİR?
Havapuslu,
büyükdönüşümün
eşiğindeyiz
BİLGİ ÜNİVERSİTESİ MBA PROGRAMLARI
ÖĞRETİM GÖREVLİSİ VE THY E-TİCARET MÜDÜRÜ
YÜCE ZEREY:
Reklamverenin dijital
mecralara ilgisi,
konvansiyonel reklam
ajanslarının da ağzını
sulandırıyor.
Her tüketicinin her
isteği dendiğinde,
konvansiyonel mecra
iletişimi hayli yetersiz
kalıyor.
Pazarlama iletişimine
hâkim, ne yapacağını
bilen bir ajansın
mutlak bir rekabet
avantajı olduğu
aşikâr.
“Özellikle dijital mecraların ölçümleme yeteneği, bu mecra-
ları deneme niyeti olanların ağzını sulandırıyor. Ölçümleme ye-
teneğine düşük reklam maliyetleri de eklenince, bütün ok-
lar dijital mecraları gösteriyor. Dolayısıyla, küçük büyük deme-
den herkes dijital platformlarda bir şeyler yapıyor. Bu da rek-
lam dünyasında dijital mecralara bakışın ciddiyetini arttırıyor.”
“Özellikle kanal stratejileri, entegrasyon stratejileri gibi konular-
da ciddi bir eksiklik hâlâ mevcut. Sektör, genel olarak dünyayı ta-
kip etme, en iyi uygulamaları ülkemize adapte etme eğiliminde. Ancak,
adapte edilen fikrin, projenin markanın makro stratejisine uyup uy-
madığı fazla sorgulanmıyor. Konunun teorik altyapısı, diğer disip-
linlerle olan etkileşimi yeterince sorgulanmıyor, dert edinilmiyor.”