Page 2 - gennaration2.indd

Basic HTML Version

NİSAN 2010
Sefaletin kökeninde “soyut düşünce” eksikliği yatıyor!
S
ağolsun, Güven Borça sınırlı sayıda bastırıp da-
ğıttığı yeni kitabı İleri DönüşümKutusu’nu büyük
incelik göstererek bizzat getirdiğinde hem kita-
bın başlıklarına şöyle bir göz attım hem de biraz
laflamış olduk.
Güven Borça’yla ortak çalıştığımız projeler de oldu, ama
onu daha çok düşünceleriyle önemsediğimi söylemeliyim.
Daha da önemlisi, bir marka danışmanı olarak üstüne va-
zife olmadığı düşünülen konularda yaptığı isabetli analizle-
rinden yararlanırım.
Borça’nın, bundan beş yıl kadar önce Marketing Türkiye’de
yayımladığı, üst düzey siyasetle ilgili görüşlerini de içeren üç
yazısının sonuncusunda “Üç sayıdır yazdıklarım benim için
biraz yeni şeyler. Zihinsel egzersiz aşamasındayım.” demiş-
ti. Bu yeni kitabıyla egzersiz aşamasını geçtiğini görüyorum.
İleri Dönüşüm Kutusu’nu okuyunca, Rekabetüstü’nün yaza-
rı Edward de Bono’nun şu tespitinin akla gelmemesi müm-
kün değil: “Bir kasabaya giden dar bir köprü olduğunu var-
sayalım. Köprünün önünde trafik yığılması oluyor. Daha ge-
niş, yeni bir köprü yapılıyor. Artık köprü darboğazı ortadan
kalktığı için trafik kasabadaki bir sonraki darboğaza kadar
rahat akacak, ama bu sefer de orada birikecektir. Bilgi ko-
nusunda da aynı şey geçerlidir. Eskiden bilgi eksikliği bir
darboğazdı. Darboğaz genişletildi, ama trafik şimdi de bir
sonraki darboğazda birikiyor. İşte bu darboğaz ‘düşünce
eksikliği’dir.” Güven Borça da, sanki memleketin bu darbo-
ğazı aşmasını sağlamak, düşünce eksikliğini gidermek üze-
re kaleme almış kitabını...
Kötünün kötüsü bir kalkınma anlayışımız var: Barajlar, do-
ğalgaz boru hatları, demir çelik tesisleri, duble yollar falan...
Bunlar olmasın demek mümkün değil, ama buraya kilitlen-
mişiz. Bilelim ki, maliyeti en düşük, katma değeri en yüksek
ve tükenmeyen tek kaynak “yaratıcılık”tır. Adı üstünde “ya-
ratıcılık”... Maalesef zenginliğin her şeyden önce bir yaratıcı-
lık, entelektüel bir faaliyet ve bir düşünce (akletmek ve fik-
retmek) olduğunun farkına varamadık.
De Gaulle, “Üç yüz yirmi beş çeşit peynir üreten bir ülkeyi
yönetebilmek kolay değil.” derken, aslında böyle zengin bir
yaratıcılığa sahip bir toplumu gütmek mümkün değil demek
istiyordu belki de...
Öncelikle şunu söyleyeyim, birçok konuda benzer şeyler dü-
şünüyoruz Güven Borça’yla... Bunların bir kısmı, kendisinin
de ifade ettiği gibi daha önce akla gelmiş, hatta konuşul-
muş düşünceler... Bir kısmı ise üstüne hiç kafa yormadığım,
ama okuyunca isabetli bulduğum görüşler... Elbette katıl-
madığım birkaç fikir de yer alıyor kitapta... Onların üzerin-
de de bir ara dururuz.
Haziran 2009 tarihli The Brand Age’te yayımlanan “Be-
ni ne doktorlar, ne mühendisler, ne marka uzmanları iste-
di de...” başlıklı yazımdan yapacağım uzun bir alıntının, Gü-
ven Borça’nın İleri Dönüşüm Kutusu’na küçük de olsa katkı-
da bulunacağını düşünüyorum:
Tabii ki şimdilerde doktor, mühendis ve askerlerinmeslek ola-
rak eski ulaşılmaz itibarları söz konusu değil, ama özellikle
mühendis ve askerlerin Türkiye’nin yaşadığı toplumsal de-
ğişim ve dönüşümün, siyasal yaşamının ve Türk modernleş-
mesinin belirleyici unsurları arasında yer aldıklarını, bu etki-
lerinin de hâlâ bir şekilde sürdüğünü söyleyebiliriz.
Osmanlı’da eğitim sistemi ve medreseler, toplumda sınıf at-
lamanın aracı olmuştur. Taşralı yoksul çocuklar okuyup dev-
letin önemli kademelerinde rol alabiliyorlar, ilmiye (üniver-
site), seyfiye (askeriye) veya kalemiye (bürokrasi) sınıfları-
na katılabiliyorlardı. Bu, Cumhuriyet döneminde de devam
etmiştir. (...)
Osmanlı’nın son dönemlerinde modern okulların kurulması
çeşitli pratik ihtiyaçlar sayesinde oldu. Osmanlı ordusu savaş-
larda eski başarılarını sürdüremez duruma düşünce ordunun
modernizasyonuvegüçlendirilmesi amacıylaMekteb-i Harbiye,
Tophâne, Mühendishâne-i Bahrî-i Hümâyûn, Mühendishâne-i
Berrî-i Hümâyûn gibi okulllar kuruldu. Ordunun hasta ve yaralı
erlerine bakılması için açılan Tıbhâne-i Âmire ve Cerrahhâne-i
Mâmûre’nin adı sonradan Mekteb-i Tıbbiye-i Askeriye oldu.
Kurulan Askerî Baytar Mektebi’nin işlevi ise, savaşlarda ya-
ralanan atlara bakacak baytarlar yetiştirmekti. Tıp ve bay-
tarlık okulları çok sonradan sivilleşmişlerdir.
Tam burada, ünlü tarihçimiz İlber Ortaylı’nın şu tespitlerine
göz atmakta yarar var:
“Türk inkılâbı teknik eğitime daha eskiden başladığı için ol-
sa gerek, mühendislik konusunda nihaî başarıya ulaşmıştır.
Türk inkılâbı tababet konusunda da nihaî başarıya ulaşmış-
tır. Bugün Türkiye mühendislik ülkelerinden birisidir, çok
yakında da tababet, hekimlik ülkelerinden birisi haline gele-
cektir. Fakat Türk inkılâbı; hukukçuluk, hukukşinaslık dalın-
da yeterince parlak, başarılı bir icraat gösterememiştir ve
bugüne kadar hukuk inkılâbımız tamamlanmamıştır. Ger-
çi bunu hukukçulara söylediğiniz zaman reddederler, ama
benzer dallarda da böyle bir eksiklik söz konusudur, bun-
lardan biri de Türk inkılâbının, Türk toplumunun değişme-
sinin edebiyat sahasında kendini ifade edememesidir. Da-
hası Türk inkılâbı içtimaî ilimler ve tarih sahasında kendisi-
ni tamamlayamamıştır. Türkiye finans sahasında birtakım
bürokratlar, birtakım uzmanlar yetiştirmiş olabilir ama, bu
demek değildir ki, Türk inkılâbı iktisat ilmi sahasında kendi-
ni tamamlamıştır. O sahada da tamamlamamıştır.” (Avru-
pa ve Biz, İlber Ortaylı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları,
3. Baskı, 2007, Sayfa: 85-86)
“Fransa’da Flaubert Salambo’yu yazmış; Madame Bovary’yi
yazmış, Balzac var. Rusya’da Tolstoy çıkmış... Tolstoy’un An-
na Karenina’yı yazdığı yıllarda, düşünün, bizim Şemseddin
Sami: ‘Türk milletinin romanı yok.’ diyor ve Taaşşuk-ı Talat
ve Fıtnat diye iptidaî bir roman yazıyor. Karşı taraf, artık bü-
tün klasik devri, modern romantik devri vs. bitirmiş, natura-
list tiyatro devri başlamış, Çehov’lar, Ibsen’ler ortalığı tut-
muş.” (a.g.e. Sayfa: 96)
Gördüğünüz gibi Ortaylı, mühendislik ve tıp alanları dışında-
ki yetersizliklerimizi, tarihsel süreci analiz ederek çok anla-
şılır biçimde ortaya koyuyor. Hukuk, iktisat, tarih ve içtimaî
ilimlerde Türk inkılâbının tamamlanmamış olması, aslında
toplum olarak tek kanatla uçmaya çalışmaktan farksızdır.
Ortaylı’nın kısaca “içtimaî ilimler” olarak ifade ettiği sosyal
bilimlerin altında hangi dallar olduğunu hatırlarsak, kanat-
sız uçmaya çalıştığımızı bile düşünebiliriz. Bazılarını sayalım:
Antropoloji, iletişim bilimleri, ekonomi, eğitim bilimleri, ulus-
lararası ilişkiler, dilbilim, siyasetbilim, psikoloji, sosyoloji, filo-
loji, işletme ve felsefe...
Türkiye’nin, sorunlarının çözümünde “Elinde çekiç olan tüm
sorunları çivi olarak görür.” vecizesine uygun olarak davran-
dığını söyleyebilir miyiz? Evet. Yıllardır memleketi yöneten
kalkınmacı partiler, mühendisler ve yönetimde ortaklığı bir
türlü bırakmayan askerlerin ellerindeki çözümaraçlarının ne-
ler olduğu Türk eğitim sistemininin gelişim süreci ve bu sis-
temin yetiştirdiği insan kaynağının formasyonundan bellidir.
Türk ekonomisinin de neden bu kadar üretim odaklı, fabri-
kaperest, fuarsever, hacimlere ve büyüklüklere bu kadar ta-
kıntılı olduğunun cevabı bence burada gizlidir. ‘Soft power’
yerine ‘hard power’, zeka yerine kurnazlık, ikna yerine iddia,
iletişim yerine propaganda, birey yerine kitle, insan gibi ça-
lışmak yerine ölümüne çalışmak, pazarlama yerine satış, adil
ve serbest rekabet yerine münhasırlık anlaşmaları, eşdüzeyli
ilişki yerine tahakküm, özgünlük yerine taklit, soyut yerine so-
muta neden bu kadar meraklı olduğumuzu da cevaplıyor bu...
Hemen şunu söyleyeyim; ne mühendisler ne doktorlar ne de
askerlerdir bunun sorumluları... Bu nedenle, çeşitli meslekle-
re ve meslek erbabına yönelik bir itham asla söz konusu de-
ğildir; uçmamızı engelleyen şey, ikinci kanadın olmamasıdır.
Markalaşma, soyutdüşünceye ihtiyaçgösterir. BaştaTürkiye’nin
dünyada markalaşması olmak üzere, temelde iç pazarda, hiç
olmazsa komşu pazarlarda markalar yaratmak konusunda
bu kadar zayıf kalmamızın nedeni soyut düşünme eksikliği-
dir. Soyut düşünmeyi besleyen/besleyecek unsur ise yoklu-
ğunun farkında bile olamadığımız ikinci kanattır.
Soyut düşünce ve kavramsallaştırma... Jean Piâget’ye göre
insanın bu melekeye sahip olmaya başlaması ancak ergenli-
ğe adım atmasıyla mümkün olabilmektedir: “Ergen, çocuk-
la karşılaştırıldığında, sistemler ve ‘kuramlar’ kuran bir bi-
reydir. Çocuk sistemler kurmaz. Sistemlerin dile getirilemez
ya da getirilmemiş olması ve sadece gözlemcinin bunları dı-
şarıdan saptayabilmesi anlamında, çocuk bilinçsiz ya da bi-
lince yakın sistemlere sahiptir; ama onları asla ‘düşünemez.’
Buna karşılık ergen, ilgisini güncel olmayan, her gün yaşa-
nan gerçeklerle ilgisi bulunmayan sorunlara yöneltir; doku-
naklı bir saflıkla dünyanın gelecekteki -ve çoğu zaman düş-
sel- durumlarıyla ilgilenir. Özellikle şaşırtıcı olan nokta erge-
nin soyut kuramlar kurma kolaylığıdır. Kimi ergenler bunları
yazarlar; bir felsefe, bir estetik, bir politika yaratırlar. Kimi-
leri yazmazlar, ama konuşurlar.” (Somut Düşünceden Soyut
Düşünceye, Jeân Piaget, Çev. Dr. Bekir Onur)
İbni Haldun’un toplumlarla ilgili kuramını dikkate alacak olur-
sak, Türk toplumu olarak yeniden dünyaya geldik, çocukluk
döneminden ergenliğe doğru yol alıyoruz. Bu nedenle ka-
ramsar olmaya gerek yok.
a. selim tuncer
Şunu bilelim ki,
maliyeti en düşük,
katma değeri en yüksek
ve tükenmeyen
tek kaynak
“yaratıcılık”tır.
Genna Pazarlama İletişimi
Hizmetleri A.Ş. adına
İmtiyaz Sahibi
A. Uğur Alparslan
Genel Yayın Yönetmeni ve
Sorumlu Yazıişleri Müdürü
Başar Kurt
Yayın Stratejileri
Yönetmenleri
Emre Suer,
M. Sedef Tenim Kayaokay,
Tülin Karaman
Yaratıcı Yönetmen
Erol Yılmaz
Haber Masası
Emel Çimen, Eren Kolbek,
Serap Salmanoğlu
Sanat Ekibi
Abdullah Yaşar, Aykut Yöney,
Kayhan Başpınar, Kezban Ekrem
Yazı Ekibi
Tuğçe Özel, Zerin Dirihan
Sayfa Düzeni ve Redaksiyon
Ali Rıza Esin
Grafik Ekibi
Afşin Bayır, Tuğşat Ergen
Gökhan Mutlu
Fotoğraf Yönetmeni
Ersin İleri
Çevirmen
Neslihan Sever Özgül
IT Sorumlusu
Fatih Bektaş
İdari İşler
Mehriban Ay, Veysel Çil
Destek Hizmet Ekibi
Ahmet Duman, Ali Kartal,
Fatma Portakal, Hayat Acevit,
Mehmet Çil, Refika Salmanoğlu,
Turan Ayata
Basıldığı Yer
BBAS
Dağıtım
Aras
Yönetim Yeri
Levent Mah. Emel Sok. No: 5
1. Levent 34330 İstanbul
Tel: (212) 284 98 88 (pbx)
Faks: (212) 284 43 83
bilgi@gennaration.com.tr
www.gennaration.com.tr
twitter.com/gennaration
friendfeed.com/gennaration
www.genna.com.tr
AYLIK REKLAMCILIK GAZETESİ
SAYI: 4, NİSAN 2010
Koklanacakkadar‘estetik’!
BİZDEN
GENNARATION İLE İLGİLİ NEDEDİLER?
–Eray Endeş
G
azetemizGen-
naration, ya-
yımlanma-
ya başladığ ı
Ocak 2010 ta-
rihinden itibaren okurlar
tarafından büyük ilgi ve
beğeniyle karşılanmaya de-
vam ediyor. Aldığımız yo-
rumlardan bazılarını siz-
lerle paylaşıyoruz:
Hepinizi tebrik ediyorum,
çok önemli bir eksiği çok
güzel tamamlamışsınız.
Devamlı bir talebeniz ol-
may ı ümi t ed i yor um.
Hatırlı ve bereketli olsun.
Sevgilerimle…
–Osman Baydar
Selva YönetimKuruluÜyesi
Gazeteniz i le i lg i l i bir-
kaç kelamım olacak....
Gennaration güzelce po-
şetinden çıkarılıp bir gü-
zel okunuyor, ardından
tekrar poşetine koyularak
arşivleniyor. Gazetenin ta-
dı da, keyfi de gerçekten
ayrı. Ekibi içtenlikle kut-
luyorum.
–Ethem Kuliğ
The Brand Age, GYY
Ülkenin en uzun soluklu,
en ciddi reklam blogu ya-
zarı SelimUsta’nın eli değ-
miş, eline sağlık. İsterseniz
ben de akademik çalışma-
larım elverdiği sürece kat-
kıda bulunmak isterim.
Çorbada tuz örneği. Selam
ve sevgiler…
–Prof. Dr. Tevfik Dalgıç
Dallas Üniversitesi
Okuyana lezzet, keyif ve
görsel şölen yaşatan bu ay-
da bir çıkan çalışma tek ke-
limeyle mest edici. Onca iş
yüküyle halvet bir ajans ta-
rafından bunca şahane bir
‘high end’ ürünün üç ay-
dır ısrarla ve inatla şaha-
ne çıkıyor olması şimdi-
lik hayret verici gelse de
bence ortalama yüksel-
ten eşsiz hareketler bun-
lar. Zihnime beyaz sayfa
açma egzersizleri yaptırı-
yor. Bir ‘mecra’nın görü-
nümü bu kadar ‘haysiyet-
li’, bu kadar ‘ince’ ve bu
kadar ‘keyifli’ gazeteleşti-
rilir... Bravo Gennaration!
–Ahmet Kutay
Çok iyi iş çıkarıyor Genna.
Her satırını okuyorum.
Koklanacak kadar ‘estetik’!
–Volkan Yılmaz
Gerçekten güzel olmuş.
Ve ben olsaydım, tabloid
boy yapardım tereddütsüz.
–M. Serdar Kuzuloğlu
Az önce ofisteki arkadaş-
larla ne kadar başarılı bir
tasarım ve formata sahip
olduğunu konuştuk.
–Tevfik Bülent Öngün
Elime bugün ulaştı, çok
beğendim. Emeği geçen-
lerin ellerine sağlık.
–A. Altunay
Gennaration bana da gelse,
o kadar isterdim ki! Ama o
kadar uzaktayım ki.
–Eda Demir
Gennaration’ın baskı ve
dizgi kalitesi de en az içe-
riği kadar kaliteli.
–Burak Demiral
İçerik keyifli... Ellerinize
sağlık.
–Çiğdem Özkan
Teknoloji haberlerinin de-
taylarına dijital ortamdan
eriştim... Çok başarılı.
–Uygur Gümüşlü
Bu gazete sanki “Kader
birçok blogu ve siteyi takip
etmek zorunda kalmasın,
sevdiği, takip ettiği, çok şey
öğrendiği insanları bir ara-
ya getirelim, yazılarını ya-
yınlayalım.” düşüncesiyle
oluşturulmuş.
–Kader Kılıç
Gennaration gazetesini
elime alıp okumak, unut-
tuğum güzel bir duyguyu,
hatırlattı bana: “Gazeteden
kaliteli içeriğe sahip yazı
okumak.”
–Cengiz Çatalkaya
Ne güzel bir gazete olmuş.
Takıldım kaldım, iki saat-
tir okuyorum, hala bitire-
medim. Güzel bir kaynak...
–Yasemin Sungur
Gennaration çok çok iyi bir
gazete olmuş. Bu kadar do-
lu dolu içeriği ve güzel ta-
sarımı son zamanlarda hiç
görmemiştim.
–Özgür Alaz
Bir ara ferah feza oku-
mak lazım. Zor bi r işe
koyuldular, niceleri de-
nedi bu işi, ama hep bir
noktadan sonra yalan ol-
du, umarım daha uzun
soluklu gider.
–Olcayto Cengiz
A. Selim Tuncer Hocam,
çok güzel olmuş, elinize
kolunuza sağlık. Müşteri
işi gibi özene bezene ha-
zırlandığı belli. Yakışmış.
–Ömer Ekinci
Uzun zaman sonra ilk kez
parmaklarım gazete his-
sini yaşadı. Unutmuşum
bu hissi.
–Selim Yörük
Mürekkep kokusu süper!
İçerik daha da güzel...
–Zeynep Yılmaz Taşçı
Genna ile toplantı yaptık.
İki süper insan... Sedef ve
Uğur... Güzel geçen bir top-
lantı ve süper bir gazete…
–Tolga Şişmanoğlu
SY