Page 4 - gennaration5.indd

Basic HTML Version

TEMMUZ 2010
S
izce “koku”nun
insanlar ara-
sı iletişimdeki
önemi nedir?
Tümduyuları-
mızın iletişimde çok güç-
lü bir rolü var. Özellikle de
tekten teke iletişimde. Ya-
ni iki kişi arasında. Yani,
karşınızdaki kişinin kötü
koktuğunu düşünsenize!
Neyse biraz düz bir örnek
oldu. Kokunun insanlar
arasındaki iletişimde taşı-
dığı önemi göstermek için
binlerce yıllık parfüm ge-
leneği ve bugün kozmetik
sektörünün ulaştığı nokta
yeterlidir aslında. Feromon
gibi hormonal ve “sublimi-
nal” hileler bir yana, “güzel
kokmak” ve taşınan ko-
kuyla karşınızdaki kişide
hoşa gidecek etkileşimle-
ri tetiklemek, bunu da o
kişinin hafızasında kod-
lanmış hatıraları uyandı-
rarak deneyim temelinde
kurulan bir güven ortamı-
nı yaratarak yapmak, ile-
tişim için en etkili zemini
yaratmak anlamına gelir.
Birden çoka iletişimde de
bu böyledir. Doğrudan ko-
ku kullanılmasa bile, çe-
şitli görsel-işitsel uyaran-
larla “bahar kokusu” gibi
herkeste kodlanmış klişe
kokuları çağrıştırmak ile-
tişim etkililiğinin en bili-
nen yollarındandır. Yani
koku, koku alma duyusu
işin içine karışmasa bile
kullanılabilir bir göster-
gedir. Hoşa giden koku-
lar güven uyandırır; ek-
mek, çörek, kahve, pide,
çikolata, envai çeşit baha-
rat, temiz çarşaf vb. koku-
lar görsel uyaranlarla bile
harekete geçirilip hatıra-
lar uyandırılabilir. Rek-
lam dünyası için bu alışıl-
dık bir yöntemdir. Alışve-
riş merkezlerinde de bu gi-
bi genel olarak kodlanmış
kokular güven tesis etmek
ve tüketimi harekete geçir-
mek için sıkça kullanılır.
Aynı şekilde, bu tarz koku-
lar sözel olarak da uyarıla-
bilir. Edebiyatta bunun bir
çok örneği vardır. Örneğin
Proust madlen kurabiyesi-
nin kokusunu öyle bir an-
latır ki, ister istemez siz-
de annenizin kurabiyele-
rinin kokusu ve kendi ki-
şisel hatıralarınız uyanır.
Aslında edebiyatta koku-
nun kul lanımı oldukça
köklüdür. Koku doğru söz-
cüklerle duyumsal düzle-
me taşınabilir. Tat da öyle.
Zaten koku ve tat arasında
doğrudan bir ilişki vardır.
Bu ikisi birbirlerini uyan-
dırmak için birer gösterge
olarak kullanılabilir. Kısa-
cası koku, iletişimin duyu-
sal zeminde algıyı kurgu-
laması için en güçlü gös-
tergelerden biridir.
Kokudoğrusözcüklerle
duyumsaldüzlemetaşınabilir
Koku,duyusalzeminde
algıyıkurgulamaki�in
gü�lügöstergelerdenbiridir
BİLGİ ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ DR. ÖZGÜR UÇKAN:
Kokusu çıkmaz diye mi
düşünüyorsun?
İletişim ve duyularımız
arasındaki ilişkilerde
bazılarının öne çıktığı
tarihsel dönemler
vardır. Örneğin insanın
bir yazıyı içinden, yani
sessiz bir biçimde
okuması çok sonra
ortaya çıkmıştır.
Kokuyla hafıza
kodlarını harekete
geçirmek, hatıralarla
ilişkilenen deneyimleri
mesaja eklemek ve
onu verimli bir güven
ortamında kalıcı hale
getirmek, her iletişim
faaliyetinin rüyasıdır.
Ege Üniversitesi’nde felsefe lisans eğitimini tamamladıktan
sonra; 1986‘da Université de Paris 1 Panthéon / Sorbonne’da
(Paris / Fransa) master yapmış; 1992’de Ecole des Hautes Etu-
des en Sciences Sociales’da (Paris / Fransa), ekonomi, ulus-
lararası ilişkiler ve siyaset bilimi alanlarında doktorasını ta-
mamlamıştır. Uzmanlık alanı, bilgi ekonomisi, ağ ekonomisi,
inovasyon ekonomisi, oyun teorisi, bilgi ve iletişim teknoloji-
leri, bilgi yönetimi alanlarında disiplinler arası bir boyuta açıl-
maktadır; bağlantılı politika ve stratejiler özel ilgi alanıdır. İs-
tanbul Bilgi Üniversitesi’nde ağ ekonomisi, yaratıcı endüstri-
ler, enformasyon tasarımı ve yönetimi, iletişim tasarımı, tasa-
rım yönetimi konularında lisans ve lisansüstü düzeyde, Yedi-
tepe Üniversitesi’nde bilgi ve inovasyon stratejileri konusun-
da lisansüstü düzeyde ders vermektedir. Türkiye İhracatçı-
lar Meclisi bilgi ekonomisi danışmanıdır. Türkiye Bilişim Vak-
fı bilgi ve iletişim teknolojileri politikaları danışmanıdır. Dün-
ya Bankası Enstitüsü’ne bağlı olarak Türkiye bilgi ve iletişim
teknolojileri sektörü konusunda raportörlük yapmaktadır. İs-
tanbul Ticaret Odası Bilişim İhtisas Komitesi üyesidir. Firma-
lara yönelik, düzenli veya proje temelli olarak, inovasyon, ile-
tişim stratejisi ve iş geliştirme danışmanlığı hizmeti sunmak-
tadır. Politika, ekonomi, insan bilimleri, medya, kent planla-
ması, internet, dijital aktivizm, hukuk, kültür ve sanat konu-
larında yazmaktadır. Bthaber’de köşe yazarıdır.
ÖZGÜR UÇKAN KİMDİR?
E
konomi Dergi-
s i For tune’ ı n
düzenlediği ve
Türkiye’nin en
büyük 500 şir-
ketinin belirlendiği” For-
tune 500” geçtiğimiz gün-
lerde açıklandı. Fortune
Dergisi’nin 2009 yılı net
satışlar üzerinden yaptığı
sıralamaya göre Selva Gı-
da, Türkiye’nin en büyük
500 şirketi arasında.
Sektörlere ve illere gö-
re yapılan araştırma so-
nucu Türkiye’deki 81 il-
den sadece 42’si Fortune
500 sıralamasına girebildi.
Sıralamaya giren illerden
en önemli sıçramayı, lis-
tedeki şirket sayısı 243’ten
253’e çıkan İstanbul yaptı.
Konya’dan ise 7 şirket sıra-
lamaya girdi.
Sektörlere göre olan da-
ğılımda “Tahıl, süt, et ve su
ürünleri” kategorisindeSel-
va Gıda 91.953.161 TL. net
satışı ile 27. sırada yer aldı.
Yaptığı yenilik ve yatırım-
larla son dönemde yükse-
liş gösteren Selva, aynı sı-
ralamada 26.186.012 TL’lik
ihracat rakamı ile ihracat-
ta 10. sırayı aldı.
SEKTÖR
FORTUNE 500AÇIKLANDI
Selva,Türkiye’nin
enbüyükbeşyüz
şirketi arasında
S
esindeki, gözündeki, tenindeki duyguları
saklayabiliyor musun?
Mesela becerebiliyor musun sesin titre-
mesini engellemeyi? Ya da engel olabili-
yor musun bir kaşının hafifçe yukarı kalk-
masına apansız?
Gözünün içine bakıldığında gözünü kaçırmayı; ya da
karşındakinin gözünün ta içine dik dik bakmayı en-
gelleyebiliyor musun?
Hani bi’ an öfkeyle elini sigarana ve çakmağına at-
ma isteğini farkedip, bunun o an hiç doğru olmadı-
ğını düşünerek kendini bunu yapmaktan alıkoyabili-
yor musun?
Mesela göz kapaklarını kontrol edebiliyor musun; alt
tarafı iyice nemlendiğinde, elinle alttan hafifçe des-
tek bile olmadan o damlayı oradan damlatmamayı
becerebiliyor musun?
Mesela herkesin açıkça ama “zekice” doğru söyle-
mediği durumlarda bunu tam anlamamış bir “salak”
ve anlamadığı için de “namuslu” biri gibi görünebi-
liyor musun?
Ya da bunu çok iyi anlamış olduğuna ve bununla iş
birliği niyetinin samimiyetine diğerlerini inandırabi-
liyor musun?
Bilgisine tam hakim olmadığın bir konu ile ilgili “ya-
ratıcı”, “dahiyane” bir fikrinin olabileceğine gerçek-
ten inanıyor musun?
Ya da eşsiz ve fark ya-
ratacak stratejiler ku-
rulabileceğini mi düşü-
nüyorsun?
Soru cevaplamanın sıkı-
cı bir şey olmadığını mı
iddia ediyorsun?
İnsanın kendisi ile yüz-
leşmesinin başka yolla-
rını mı biliyorsun?
Kendine sormamayı be-
cerebiliyor musun?
Sorduğunda geceleri ra-
hatça uyumayı..?
O an orada herkesin hoşuna gidecek diye ağız dolu-
su küfredebiliyor ve bununla gururlanıyor musun?
Bütün samimiyetsizlik yüzümüzde bir küfür gibi du-
rurken, kendi ettiğin küfürden utanmamayı becere-
biliyor musun?
Öfkenin, heyecanın, mutluluğun, tedirginliğin de bir
kokusu olmadığını mı sanıyorsun?
İnsanın kendisinin inanmadığı “büyük yalanlara” baş-
kalarını inandırabileceğini mi düşünüyorsun?
Samimi ve gerçek olmayan mesajların tüm samimi-
yetsizliğinin ya da gerçek dışılığının üretici ve tüke-
tici olan bizlerin dikkatinden gizlenebileceğini mi dü-
şünüyorsun?
İnsanların mesajın içeriğini sorgulamadıklarını mı
düşünüyorsun?
Peki mesajı sorgulayıp mesajın sahibini sorgulama-
dıklarına mı inanıyorsun?
Hani o gözünden damlatmamayı başardığın damlayı
gizleyebildiğini mi sanıyorsun?
Yani sesinin titremesini engellediğine sevinirken yan-
lış vurgularınla yakalanmadığın inancında mısın?
Ortada yanlış bir şeyler varsa kokusu çıkmaz diye mi
düşünüyorsun?
Peki o zaman niye bana, hepimiz aslında her şeyin
farkındayız gibi geliyor?
a. uğur alparslan
K
okuların in-
san duygula-
nımında çok
önemli bir yer
kapladığını
biliyoruz. Belli bir ko-
kunun bir insanı (Mar-
cel Proust’un kurabiye
kokusunu duyduğu an-
da olduğu gibi) bir anı-
lar ve duygulanımlar ağı
içerisinde oradan oraya
sürüklemesini nasıl yo-
rumlarsınız? Bu ağ içeri-
sindeki anıların konum-
landırmasında öncelik
sırasını sizce ne belir-
liyor olabilir?
Bu söyleşiy i koku al-
ma duyumu geçici olarak
kaybettiğim bir zamanda
yapıyor olmamızın talih-
sizlik olup olmadığını dü-
şündüm önce (nezleyim).
Ama bu kaybın konunun
önemini daha iyi anlat-
mamı sağlayacağını düşü-
nerek avuttum kendimi!
Proust’un madlen kura-
biyelerinin kokusuyla çı-
ka gelen Combray hatıra-
ları gerçekten de konuya
iyi bir başlangıç olabilir.
Önemsediğim bir filozof
olan Gilles Deleuze, “Pro-
ust ve Göstergeler” kita-
bında bu durumu “gay-
riiradi hatıra” kavramıy-
la açıklar. Buradaki “gay-
riiradi” vurgusu önemli-
dir. Doğrudan gösterge-
nin uyarımı i le “çağırı-
lan” irade dışı hatıra bi-
ze duyumu getirir.
Burada koku, gösterge-
nin taşıyıcısı olarak arzu-
yu ve hayal gücünü hare-
kete geçirir; bunlar da ha-
tırayı irademizin dışında,
duyusal bir zeminde in-
şa eder. Bu bir tür yeni-
den temsil mekanizması-
dır. İşin bir de bilişsel bi-
lim boyutu var tabii. Üs-
telik bu boyut “gayriira-
di” vurgusunu da aydın-
latıyor bir nebze. Sosyal
medya ortamında Selim
Tuncer’in kokuyla i lgi l i
bir yazısını tartışıken şöy-
le demiştim: “Koku ve tat
duyularının ‘vücut kim-
yamızı’ etkilemeleri, bel-
li salgıları tetiklemeleri
ve bu salgıların da hafı-
za merkezlerini uyararak
hatıraların geri gelmesi-
ne yol açmaları, aslında
‘elektro-kimya’ süreçleriy-
le oluyor. Bu ilginç; çün-
kü burada sadece kimya
değil, elektrik-elektronik
de iş başında. Yani nöron-
lar aracılığıyla müthiş bir
hızla iletilen elektrik sin-
yalleri kimyevi reaksiyon-
ları tetikliyor, bu reaksi-
yonlar da bazı salgı bez-
lerini. Bu salgılar ortamı
dönüştürerek farklı elekt-
rik uyaranların harekete
geçmesine neden oluyor.
Bu elektrik uyaranlar da
nörolojik ağlar üzerinde
bel l i enformasyonlar ın
bilinç eşiğine çıkmasına
neden oluyor. Yani ‘ha-
tırl ıyoruz’.” Dolayısıyla,
sizin de değiniz gibi, bu
duyusal ağda “oradan ora-
ya sürüklenmemiz”, yani
bir hatıradan bir başka-
sına g itmemiz, bunlar-
la kendimize bugünü de
yapan bir “geçmiş” kur-
mamız elektro-kimyasal
olarak doğal bir durum!
Burada “öncelik” muhte-
melen bilinç dışı ihtiyaç-
lara göre belirleniyor. Ha-
fızada koku, tat, ses, do-
kunma, görme gibi bir ve-
ya birleşik bir çok duyuy-
la kodlanan gösterge, bi-
linç eşiğinin üstüne çık-
tığında hatıraya dönüşü-
yor. Bu duyuların her biri,
hatıranın kendine ait bir
zaman-mekan algısı içeri-
sinde yerleşmesi için özel
bir işlev yüklenir.
Kokular hafızada da-
ha net kodlanıyor ve ay-
nı kokunun tekrar du-
yumsanması halinde o
kokuyla i lg i l i kodlan-
mış anıları birbirlerine
sıkı sıkıya örülmüş bir
ağ içerisinde geri çağı-
rabiliyor. Kişinin fiziksel
olarak içerisinde bulun-
duğu durumdan duygu-
sal ve düşünsel olarak
uzaklaştığı bu gibi za-
manlarda kişisel leşti-
rilmiş bu anı dehlizle-
rine fiziksel ortamdan
gelebilecek yeni etkile-
şimlerin geçmiş algısı
üzerinde ne gibi etkileri
olabilir? Geçmişteki kö-
tü anılar mevcut ortam-
daki uyaranlarla değişi-
me uğrayabilir mi?
Koku duyusunun teda-
vi amaçlı olarak da kulla-
nıldığı biliniyor, tıpkı işit-
sel ve görsel uyaranlar gi-
bi. Bu da özellikle travma
hatıralarını iyileştirmek
için yapılıyor. Yani kötü
hatıralar mevcut etkile-
şimlerle değiştiriliyor. As-
lında bu duyusal uyaran-
larla kişilerin zihinlerin-
de bazı “hatıralar”; dola-
yısıyla da bu hatıralara
bağl ı “deneyimler” kur-
gulamak mümkün. Yani,
mevcut ortamdak i uya-
ranlar geçmiş kötü hatı-
raları “düzeltebilir”. İçin-
de bulunduğumuz ruhsal
durum, hatıraya bir fo-
toğraf gibi bakarken al-
gımızı da biçimlendirir.
Mesela NLP, sarsıcı uya-
ranlarla hatıraların yeni-
den kurgulanması ve ge-
leceğe dönük olumlu ey-
lemlere temel oluşturma-
sı yöntemini kullanır. Bil-
gisayardaki dosyanın adı-
nı değiştirmek gibi... Yi-
ne aynı sosyal medya or-
tamında şunu da demiş-
tim: “Bu elektro-kimyasal
süreç, kimi zaman, nede-
ni tam olarak bilinmese
de “false memories” (yan-
lış hatıralar) oluşturuyor.
Özell ikle uyaranlar çok
güçlü olduklarında ya da
bunlara aniden fazlasıy-
la maruz bırakıldığımız-
da oluyor bu. Bu yan et-
ki, zamanında Ruslar ve
Amerikalılar tarafından
zihin yıkama deneylerinde
kullanılmış. Bu yöntemle
deneklerde sahte hatıra-
lar oluşturup, bu hatıra-
lara güvenmelerini sağ-
layabilmişler. Bunun için
güçlü tat-koku kombinas-
yonlarıyla sinir sistemine
elektrik uyaranlar gönder-
me yöntemi birlikte kul-
lanılmış. Bilişsel bilim bu
oluşumu biliyor, ama süre-
ci tam açıklayamıyor. Za-
ten bu sahte hatıra süre-
cinin kesin olarak yöneti-
lemeyeceği de ortaya çık-
mış durumda.” Şimdi bu
zihin yıkama deneyleri-
nin i let işim çal ışmala-
rında, özell ikle de tica-
ri iletişimin etkin alanı
reklamcılıkta zaman za-
man kullanıldığını bili-
yoruz. İnsanlarda koku
ve tat gibi uyaranlar yo-
luyla kurgusal hatıralar,
dolayısı ile deneyim algı-
ları oluşturmak mümkün
olduğuna göre, reklamcı-
ların bu verimli toprağı
sürmemiş olmalarına im-
kan yok. Ne de olsa “ha-
tıra” kişisel bir şeydir ve
otomatik olarak “güven”
uyandırır. İnsanların zi-
hinler inde güveni inşa
edebildiğinizi düşünseni-
ze! Bu bana aynı zamanda
Roland Barthes’ın göster-
gebilimdeki “yan anlam”
ve “düz anlam” ayrımını
düşündürüyor. Barthes’ın
Hj e lms l ev ’den ödünç
aldığı yan anlam anlayı-
şına göre, dil bir yan an-
lamlar çoğulluğuyla ku-
rulur. Hiç bir anlam sa-
dece “demek istediği” an-
lama gelmez. Yan anlam,
egemen sınıfın ideolojisi-
nin ortaya çıktığı yerdir.
Mitolojiler bu durumun
örnekleriyle doludur. Bir
reklâm afişinde ya da bir
basın makalesinde düz
anlamı katlayan yan an-
lamlar vardır ve yan an-
lam, ideolojinin yayılma-
sının en ayrıcalıklı aracı-
dır. Reklamcılar mesajla-
rındaki yan anlamlara ya-
tırım yapar. Usta siyaset-
çiler de öyle..! Burada ko-
ku gibi uyaranlarla uya-
nan hatıralar dizisi, o an-
da etkileşimde bulundu-
ğumuz ürün, durum, me-
kan vb. ile yaşadığımız de-
neyimi bir yan anlamlar
silsilesi içerisinde meşru-
laştırabilir. Böylece etki-
leşimi içselleştirir ve bu-
nun bize ait bir deneyim
olduğuna karar verebili-
riz. Bütün bunlar da gay-
riiradi bir düzlemde ger-
çekleştiğinden denetimi-
miz dışındadır. Evet, “ve-
rimli toprak!”
Bazı araştırmalar, ko-
ku alamayan insanların
anılarının da silindiğini
ortaya koymuştur. Bu bil-
giden yola çıkarak, gör-
sel ve işitsel uyaranla-
rın hafızamıza yeterin-
ce sağlam tutunamadı-
ğını ve iletişimin kokuy-
la desteklenmesi gerek-
tiğini düşünebilir miyiz?
Koku ve hatıra arasın-
daki ilişki çok güçlü oldu-
ğu için, koku duyusunun
kaybının hatıraların silin-
mesine yol açması müm-
kün. Ama tersi de müm-
kün. Eğer kişi koku alma
duyusunu sonradan kay-
bettiyse, bir zamanlar duy-
duğu kokuyla kodladığı bir
hatıraya başvurarak koku
aldığını “zannetmesi” de
mümkün. Yani insan ko-
kuyu hatırlayabilir. Koku
alma duyusu insanda do-
ğuştan eksikse bu, hafı-
zada ne gibi bir değişik-
l ik yaratır, bunu bi lmi-
yorum açıkçası. Ama öğ-
reneceğim. Buradan so-
runuzun ikinci kısmına
i lerleyel im: Etk i l i i leti-
şim için görsel ve işitsel
uyaranlar yeterli olmaya-
bilir. İletişim ve duyuları-
mız arasındaki ilişkiler-
de bazılarının öne çıktı-
ğı tarihsel dönemler var-
dır. Örneğin insanın bir
yazıyı içinden, yani sessiz
bir biçimde okuması çok
sonra ortaya çıkmışt ır.
Okumak önceleri görsel
olduğu kadar işitsel de
bir deneyimdi. Sözel ileti-
şim görsel iletişimden es-
ki olabilir. Koku ve tat ise
belki daha da eski... Ko-
kunun herhangi bir nes-
nenin “özü”nü, “ruhu”nu
açığa vurduğu fikri de çok
eskidir. Koku, öz, ruh, ra-
hiya, essence... Bunlar eş
anlamlı sözcüklerdir. Bu-
na “ether” sözcüğünü de
ekleyebiliriz. Kokunun bir
özelliği de “etherian”, yani
uçucu, havaya karışabilir
olmasıdır. “Ether” sözcü-
ğünün “aura/hale” sözcü-
ğüyle ilişikisini bir yerde
okumuştum, ama hatırla-
yamıyorum şimdi... Tabii,
“ether”in Plotinos felse-
fesinde “gökler”i anlat-
ması da boşuna değildir.
Ether, göksel bir alandır.
Yani koku, uyandırdığ ı
ruh gücüyle bizi göklere
taşır. Koku aynı zaman-
da şeyler in etraf ındak i
haledir. Onların ruhunu
açar. Kokunun öze ve ru-
ha ait olması, onun hatı-
raları uyandırması ile de
ilişkilidir. İletişimde kul-
lanılan görsel uyaranlar,
içinde yaşadığımız “gös-
teri toplumu”nda görsel-
liğin doz aşımı dolayısıy-
la yeterince kalıcı olama-
yabilir, algı filtrelerimize
takılabilir. İletişimin ka-
lıcı olabilmesi için, akta-
rılan verinin örgütlenerek
kullanılabilir enformas-
yon hal ine gelmesi, bu
enformasyonun da bizde
bir deneyim uyandırarak
bize ait bir bilgiye dönüş-
mesi gerekir. Bu bi lgiyi
“kullandıkça”, yani dene-
yimledikçe bir kısmı sü-
zülerek hayatımıza dair
bir bilgelik özelliği kaza-
nır ki, her mesajın haya-
li budur. Dolayısıyla, ko-
ku gibi arkaik bir uyaranla
hafıza kodlarını hareke-
te geçirip, iletilen mesa-
ja hatıralarla ilişkilenen
deneyimlerin eklenmesi,
mesajın bu verimli güven
ortamında kalıcı hale gel-
mesi de her iletişim faa-
liyetinin rüyasıdır.
Sizce kokunun kulla-
nılabileceği diğer ileti-
şim alanları nelerdir?
Kokunun kullanılabile-
ceği birçok iletişim alanı
olabilir. Ama bilgi ve ileti-
şim teknolojilerinin hız-
lı gelişimi, elektronik ile-
tişimde de koku uyaranı-
nın kullanımını berabe-
rinde getirmiştir. Daha
şimdiden prototip olarak
deneniyor bu. Örneğ in
bi lgisayarınıza USB yo-
luyla taktığınız bir aygıt,
içindeki farklı kimyasal
maddeleri, internet üze-
rinden aldığı komutlar-
la farklı kombinasyonlar
halinde birleştirip orta-
ma istenen kokuyu vere-
bil iyor. Bir video oyunu
oynarken kendinizi ru-
tubetli bir mahzende ve-
ya bir yağmur ormanında
hissetmenizi sağlayabili-
yorlar. Bunun dijital rek-
lamcılık alanında ne gi-
bi ufuklar açabileceğini
hayal etmek size kalmış!
Kokular algıyı ve hafı-
zayı güçlendirmek için
bir eğitim aracı olarak
kullanılabilir mi? Ne gi-
bi uygulamalar eğitim-
de etkin kullanılabilir?
Elbette. Sözünü ettiğim
zihin yıkama deneyleri ve-
ya terapi yöntemleri, ko-
ku gibi güçlü bir uyaranın
iletişim etkililiğine yaptı-
ğı katkıyı eğitim alanında
da gösterebileceğine işa-
ret ediyor. Öğrenme zaten
hatıralar ve deneyimler-
le ilişkili bir zihinsel sü-
reç. Dolayısıyla yakın bir
gelecekte koku uyaranıyla
hafıza kodlama ve zihin-
sel deneyimler inşa etme
tekniği eğitim teknolojile-
rinin özel bir alanı hali-
ne gelebilir. Hatta bu tek-
nik elektronik ortamlar-
da kullanılarak uzaktan
eğitim alanında bile söz
konusu olabilir. Özellik-
le dil eğitimi gibi alanlar-
da koku ve sözcük dağar-
cığı arasındaki kodlama-
ların işe yarayacağını dü-
şünüyorum.
“Marka kokusu” deni-
lince aklınıza ne geliyor?
Eğer bir markanın ko-
kusu varsa, o kokuyu du-
yabiliyorsak o marka, de-
ğerine kalıcı bir yatırım
yapmış demektir. Marka-
yı kokuyla kodlamak mar-
ka iletişimi için çok etkili
bir yöntem. Gerçi genel-
likle bu koku; “yenilik ko-
kusu”, “temizlik kokusu”
gibi soyut bir kokuyla sı-
nırlı kalıyor. Bunun öte-
sine geçip kendine öz-
gü bir koku kodlaması-
nı başarabilen markalar
sınırl ı. Mesela yak ında
GDO’lu gida ürünlerine
“otantik” kokular sıkıldı-
ğına tanık olursak şaşır-
mayalım! Elbette burada
“hoş” bir kokudan, uyan-
dırdığı güvenli hatıralar-
dan ve hoşa gidecek dene-
yimlerden söz ediyorum.
Bir markadan “kötü koku-
lar” geliyorsa, işte o zaman
o markanın işi bitmiş de-
mektir. Mesela şimdiler-
de Meksika Körfezi’nden
yükselen petrol kokusu
hepimizin burnunun di-
reğini sızlatıyor!