Page 6 - gennaration7.indd

Basic HTML Version

EKİM 2010
S
o ğ u k b i r Ku -
zey Avrupa şu-
bat ı... 2007 y ı-
l ından o güne
dek, Amsterdam
Üniversitesi’nde kendi ha-
linde bir öğrenci olan Jonat-
han Nip, o sabah yolda yü-
rürken, çok kısa süre için-
de gerçek bir mikro-şöhret
olacağını bilemezdi. Ya-
şam çizgisini değiştiren
olay, Türk Havayolları’nın
TK1951 sefer sayılı Tekir-
dağ uçağının, yerel saat-
le on buçuk sular ında,
Amsterdam’ın Schiphol
Havalanı’nın “Polderba-
an” olarak da bilinen 18R
Pisti’ne, gözlerinin önünde
büyük bir gürültüyle çakıl-
masıydı. Olayın ilk tanıkla-
rından olan Nip, internet
erişimi olan telefonunu çı-
karttı ve saat 10:39’da, er-
tesi günkü gazete manşet-
lerini belirleyecek olan ilk
mesajını, Twitter üzerin-
den ‘cıvıldadı’: “Amsterdam
Schiphol Havalimanı’nda
uçak kazası!!!”. Bir daki-
ka sonra ikinci bir mesaj
attı: “Schiphol Havalima-
nı yakınlarında düşen bir
uçağa bakıyorum”; ve he-
men ardından da yeni bir
güncelleme: “Ortalığa bir
sürü ilkyardım görevlisi
üşüşüyor. Hala başka ha-
ber yok. Ağda başka ha-
ber bulamıyorum”. Gerisi-
ni, ‘Sosyal Medya’ kendi-
si halletti. Kaza haberine
ait, ‘hash-tag’li mesajlar,
önce Twitter’da ‘Kartopu’
gibi büyüdü; oradan blog-
lara yayıldı; sonra da sos-
yal ağlara… İlerleyen sa-
atlerde, Channel 4 News
haber kanalı, medya ta-
rihinde küçük bir devrim
yarattı ve Jonathan Nip’le
tarihteki ilk Twitter müla-
katını gerçekleştirdi. Kaza-
nın gerçekleştiği 25 Şubat
2009’un akşamında, CNN
International, bu küçük
çaplı devrimi haber yap-
mak zorunda kaldı. Bugün,
artık bir mikro-şöhret olan
Jonathan Nip’in adı, nere-
deyse Schiphol Kazası ve
Twitter’la birlikte anılıyor.
***
19 Kasım 1803’de dün-
yaya ge l en Ch r i s t i a n
Doppler’in ataları, duvar-
cı ustasıydı. Salzburg’da
1674’ten ber i başar ıyla
sürdürdük ler i gelenek-
selleşmiş bir işleri vardı.
İşte sağladıkları başarıy-
la, Salzburg’un Hannibal
Meydanı’na (bugünküMa-
kart Meydanı) bakan bir ev
inşa ettiler. Christian da o
evde doğdu. Ancak sağlığı,
aile işini götürmeye elveriş-
li değildi. Çelimsiz ve ko-
lay hastalanan bir çocuk-
tu. Bu nedenle de, ataları
gibi duvarcı ustası olmak
yerine, önce matematik
sonra da astronomi oku-
du ve usta bir bilimci oldu.
Ch r i s t i a n Dopp l e r,
1840’larda “Doppler Etkisi”
olarak da bilinen kuramıy-
la, fizikte çığır açtı. Dopp-
ler, ışık veya ses kaynağı-
nın hareket etmesi duru-
munda, kaynağın ürettiği
dalgaların hızı ile kayna-
ğın kendi hızının üst üs-
te binerek, yayılan dalga-
ların frekansını arttırdığı-
nı kanıtlamıştı. Yani, ha-
reket eden bir ses ya da
ışık kaynağının ürettiği
ses veya ışık, alıcıya ken-
di frekansından daha yük-
sek bir frekansta ulaşıyor-
du. “Doppler Etkisi” olarak
da anılan bu fizik kuralına,
yaklaşan ambulansın sire-
ninin tonunun yükselme-
si ya da yanımızdan kor-
na çalarak geçen bir ara-
cın kornasının tonunun,
yaklaşana kadar yüksel-
mesiyle, günlük yaşam-
da sıkça şahit oluyoruz.
Ancak, Doppler Etkisi’ni
görmeye başladığımız di-
ğer bir ortam da artık Sos-
yal Medya.
SosyalMedya’da ‘Kartopu”
Yaratan Doppler Etkisi
Jonathan Nip’i kısa sü-
rede mikro-şöhret hal i-
ne getiren olguyu, ‘Sosyal
Medya’ üzerindeki Doppler
Etkisi’yle açıklamakmüm-
kün. Bunda, elbette Nip’in
kaza yerinden geçen ilk
tanıklardan biri olması-
nı sağlayan şans faktörü-
nün rolünü de gözden ka-
çırmamak gerekiyor. An-
cak, konvansiyonel med-
ya profesyonellerinin bir
günde şöhret olduğu ve-
ya uçak kazası gibi çok da
sansasyonel sayılamaya-
cak bir olayı haber atlata-
rak vermeleriyle şöhret ol-
dukları bir durum, o güne
kadar görülmüş-işitilmiş
değildi. Nip’e saatler için-
de şöhret getiren şey, ‘Sos-
yal Medya’nın olağanüstü
yayılım gücünün sağladı-
ğı haberin yayılım hızı-
nın, ‘Sosyal Medya’ üze-
rindeki angajman hızıy-
la birleşmesiydi. Yani ha-
ber, ‘Sosyal Medya’ üzerin-
de yayılırken, konvansiyo-
nel medya üzerindeki gibi
doğrusal bir yayılım gös-
termiyor; ‘re-tweet‘, ‘sha-
re‘, ‘like‘ vb. mekanizma-
larla paylaşılarak, kopyala-
narak yoğunlaştırılıyor ve
bu yoğunlaşma hızı (angaj-
man) haberin doğrusal ya-
yılımhızıyla birleşerek, or-
taya Christian Doppler’in
tariflediği yapısal sayılabi-
lecek frekans yükselmesi
çıkıyordu.
‘Sosyal
Med-
ya’
ü z e r i nd e k i D o p p l e r
Etkisi’ni, Türk kamuoyu
en son 12 Eylül 2010 Hal-
koylaması ile birebir yaşa-
dı. Özellikle Facebook vb.
sosyal ağlarda paylaşılan,
kimi video, görsel, yazı vb.
politik mesajlar, paylaşıl-
maya başladıktan bir süre
sonra, sadece politik ak-
tivistleri değil, lehte veya
aleyhte politik konum al-
mak isteyen sıradan sosyal
ağ kullanıcılarını da hare-
kete geçirmeye başladı ve
mesajların yayılımı angaj-
man hızıyla birleşti. Aynı
mesaj, bir süre sonra hiç
beklenmedik bireylerden
geri gelmeye başladı ve
etkisi kendiliğinden art-
tı. Zira, Doppler Etkisi’yle
tariflenen mesajın yayılım
hızı ile mesajın kendi hızı
üst üste binmişti.
Ve yaşanan bu olgu,
o güne dek ahir zaman
al lameler inin bize sık-
ça anlatmaya çalıştığı vi-
ral yayılım döngüsü veya
ağızdan-ağıza pazarlama
(WOMM–Word-of-Mouth
Marketing) yaklaşımlarının
çok ötesinde bir konuydu.
‘SosyalMedya’ylaDeğişen
Oyunun Yeni Kuralları
Geldik can alıcı soruya:
“Sosyal Medya üzerindeki
‘Doppler Etkisi’ nasıl öl-
çümlenecek?” Daha doğ-
rusu, ‘Sosyal Medya’ nasıl
ölçümlenecek? Konu ‘Sos-
yal Medya’ olduğunda, kon-
vansiyonel medyanın ‘tiraj’,
‘reyting’ vb. saçmalıkları-
nın, hiçbir işe yaramayan,
modası, hatta sonkullanma
tarihi geçmiş palavralar ol-
duğunu artık en teknoloji
özürlü yöneticiler bile bi-
liyor. Ama hala naftalinli
Web 1.0, hatta ‘brochure-
ware’ günlerinden ka-
lan ‘bağlantı süresi’,
‘bounce rate’, ‘üye
(doğrusu bağlan-
tı) sayısı’ türünden
‘cinlikler’i önümü-
ze koymaya çalışan
yayınları gördükçe,
bazılarının konuya
halen ne kadar uzak
olduğu anlaşılıyor.
“Başlangıçta gaz ve
toz bulutu vardı.” de-
mekten geri dura-
cağım için, ‘Sos-
yal Medya Öl-
çümlemesi
ve Metrik-
leri’ ko-
nusu-
nu bir sonraki yazıma sak-
layarak, ‘SosyalMedya’ üze-
rinde Doppler Etkisi’ni or-
taya çıkaran temel etkenin
ne olduğunu açıklamaya
çalışacağım. Bu ilk konu-
da emin olun, çok iyi ta-
nımlanmış Anahtar Per-
formans Göstergeleri’ne
(KPI –Key Performance In-
dicator) sahibiz ve bu gös-
tergeleri kullanarak ‘Sos-
yal Medya’ üzerinde, her
türlü ölçümleme ve takibi
yapabileceğimiz teknolojik
olanaklarımız da mevcut.
Sosyal Medya’da mesajı
yoğunlaştıran unsurlar, el-
bette ki bireylerdir. Bu bi-
reyleri Malcolm Gladwell,
The Tipping Point: How
Little Things Can Make
a Big Difference (“Kıvıl-
cımAnı: Küçük Şeyler Na-
sıl Büyük Farklar Yaratır”
adıyla Türkçe yayımlandı.)
adlı kitabında, Azınlık Ku-
ralı ile tanımlamaya çalı-
şıyor. Azınlık Kuralına gö-
re, bu bireyler:
• Bağlayıcılar (Connec-
tors), yani olağanüstü güç-
lü bir ilişki kurma ve sür-
dürme becer ine sahip,
çok geniş bir çevresi olan
bireyler;
• Yetenekliler (Mavens),
yani bizleri sürekli bilgi ve
enformasyonla donatan bir
tür ‘enformasyon brokeri’
gibi çalışan bireyler ile;
• Satıcılar (Salesmen),
yani ikna kabiliyeti çok yük-
sek olan karizmatik birey-
lerden oluşuyor.
O zaman, bu kişileri na-
sıl bulacağız ‘Sosyal Medya’
üzerinde? Kanımca bu so-
ru, her türlü sosyal medya
ölçümlemesinden önce ya-
nıtlanması gereken temel
sorudur. ‘Sosyal Medya’
üzerinde Doppler Etkisi’ni
yaratan kişiler, yukarıdaki
üç grubun bütün özellikle-
rini taşıyorlar yani, olağa-
nüstü güçlü bir ilişki kur-
ma ve sürdürme becerisi-
ne ve çok geniş bir çevre-
ye sahipler. Bu çevreyi sü-
rekli bilgi ve enformasyon-
la donatarak bir tür ‘enfor-
masyon brokeri’ gibi çalı-
şıyorlar ve ikna kabiliyet-
leri çok yüksek, karizma-
tik bireyler bunlar. Bu bi-
reyler, son dönemde “Inf-
luencer” olarak da adlan-
dırılıyorlar.
‘Inf luencer’lar, kendi
aralarında “Social Influ-
encer” (SI) ve “Key Influ-
encer” (KI) olarak ikiye
ayrılıyolar. İlk grupta yer
alanların etkisi, diğerleri-
ne göre daha düşük ve sı-
nırlı. Asıl önemli olanlar,
ikinci grup. KI grubunun,
‘Sosyal Medya’ üzerinde-
ki en temel etkisi, hem SI
grubunu hem de bunların
dışında kalan bireyleri ha-
rekete geçirerek Doppler
Etkisi’ni yaratması.
Peki, kim bu Key
Influencer?
KI, bağlantı sayısı, mec-
ra ortalamasının (örneğin
Facebook için 130) çok üze-
rinde olan, ancak aynı za-
manda, belirli bir frekans-
ta mesaj üreten veya payla-
şan ve bu mesaj veya pay-
laşımlarına kendi bağlan-
tılarından belli oranlarda
yanıt veya tepki alan kişi-
lerdir. Buradaki oranlar
vb. ayrıntılara ne yazık ki,
bu konuda geliştirilme sü-
recindeki patentli bir tek-
nolojimiz olduğundan, çok
fazla giremiyorum. Ancak,
konuyla ilgilenenleremem-
nuniyetle birebir ayrıntılı
bilgi verebilirim.
KI, Doppler Etkisini na-
sıl oluşturuyor? Öncelikle
KI, bir bağlayıcı olarak ken-
di sosyal ağına sahip ve bu
sosyal ağı sürekli geliştiri-
yor. İlişkilerini koruyor; ki-
şisel temaslar, mesajlar ve-
ya paylaşımlarla güçlendi-
riyor. Sosyal ağlarda (örn:
Facebook) bu konuda za-
ten çok güçlü bir altyapı
var. KI daha sonra, kendi
ağındaki bağlantılarına
sürekli ve düzenli olarak
enformasyon, haber, pay-
laşım vb. içerik ulaştırı-
yor. Dahası, bunu takip de
ediyor. Kimi zaman, aynı
içeriği birkaç gün üst üs-
te tekrarlamaktan da çe-
kinmiyor. Son olarak da iç-
tenlik ve inandırıcılık do-
zunu korumaya çok büyük
özen gösteriyor, zira ‘Sos-
yal Medya’ üzerindeki ka-
rizma, pazarlama dergile-
rindeki kollarını göğsünde
kavuşturmuş ‘başarı abide-
si’ yapmacık ve kurgu fo-
tograflardan değil, içtenlik
ve inandırıcılıktan geçiyor.
Hadi, gelin şimdi ‘Sos-
yal Medya’daki bu Doppler
Etkisi’ni, anahtar kelime
bazlı, ikili bool mantığın-
da çalışan aramalarla öl-
çümlemeye çalışın. Ada-
ma gülerler!
Bayanlar, Baylar! Çok
üzgünüz, bildiğiniz med-
ya ölçümlemesinin sonune
yazık ki geldi. İnanmayan-
lar veya kendini kandırma-
ya devam etmek isteyenler
için, Kaybedenler Kulübü
durağına giden tramvay-
da yer ayırttık.
Kalkıyor, VAAAAAAR-
DAAAAAAAA!!!!
Yrd. Doç. Dr. Aykut Arıkan
Yeditepe Üniversitesi
Bilgi & İnovasyon Yönetimi
(MBA) Programı Yürütücüsü
U
luslararası bir
araştırma şir-
ketinin yaptığı
çalışma, Türk
halkının sosyal
ağlarda en çok zaman ge-
çiren üçüncü toplumoldu-
ğunu ortaya çıkardı. Araş-
tırmaya göre ülkemiz, Ma-
lezya ve Rusya’nın ardın-
dan üçüncü sırada geliyor.
TNS araştırma firma-
sının ‘Digital Life’ isimli
raporuna göre, sosyal ağ-
larda en çok zamanı Ma-
lezyalılar geçiriyor. Haf-
tada ortalama 9 saatini
Facebook, Twitter, Friend-
Feed, Netlog gibi sosyal ağ-
larda geçiren Malezyalıla-
rı 8,1 saat ile Rusya izliyor.
Türkiye’deki kullanıcılar-
sa haftada 7,7 saatini sos-
yal ağlara harcıyor.
Görünen o ki hızla geli-
şen ülkelerde sosyal ağlar,
e-maillerin yerini almış du-
rumda. Yani, internet üze-
rinde sosyalleşmek isteyen-
ler artık sadece elektronik
posta hizmeti veren inter-
net hesapları yerine sosyal
ağlardan yararlanarak ile-
tişim kuruyor. Söz gelimi,
Facebook ve LinkedIn gibi
sosyal ağ siteleri, MSN veya
yahoo! gibi sitelerden da-
ha fazla ilgi görüyor. La-
tin Amerika, Orta Doğu
ve Çin gibi hızla büyümek-
te olan ülkelerde sosyal ağ
sitelerine haftada ortala-
ma 5,2 saat harcanırken,
e-maillere sadece 4 saat
ayrılıyor. Gelişmiş ülke-
lerde ise durum tam ter-
si. Bu ülkelerdeki kulla-
nıcılar, "gelen kutusu"nu
kontrol etmek üzere 5,1
saat harcarken, sosyal ağ
sitelerinde haftada sade-
ce 3,8 saat geçiriyor.
Öte yandan,
şirketin raporu-
na göre sosyal ağlarda en
çok ‘dijital arkadaş’ edi-
nenler de yine Malezyalı-
lar. Kişi başına ortalama
233 ‘dijital arkadaş’ı olan
Malezyalıları, 231 arkadaş-
la Brezilya ve 217 arkadaş-
la Norveç izliyor. En az di-
jital arkadaşı olanlarsa 29
kişiyle Japonlar.
TNS İş GeliştirmeDirek-
törüMatthewFrogatt, hızlı
gelişen ülkelerde sosyal ağ
kullanımınınbelirgin şekil-
de yüksek olduğunu ve bu
ülkelerdeki kullanıcıların
yeni iletişimkanallarından
çok daha aktif şekilde ya-
rarlandığını söylüyor. Ra-
porda da online temelli ile-
tişimlerin bilgisayarlardan
mobil telefonlara geçişinin
sosyal ağların gelişiminde-
ki en büyük tetikleyici ol-
duğu belirtiliyor.
Araştırmadan çıkan bir
diğer ilginç sonuç da, dün-
yada interneti bir medya
aracı olarak televizyon, rad-
yo ve gazetelere tercih eden
‘çevrimiçi’ kitlenin oranı-
nın dünya çapında yüzde
61 gibi büyük bir rakama
ulaşması.
Matthew Frogatt’a göre,
gelişmekte olan ülkelerde
internet yeni yaygınlaşma-
ya başladığı ve altyapısı ye-
ni geliştirildiği için, kulla-
nıcılar bu yeni iletişim ka-
nalını daha aktif yollarla
kullanarak içselleştiriyor.
46ülkede yaklaşık50.000
görüşme yapılarak gerçek-
leştirilen TNS’nin araştır-
ması, dünyanın online nü-
fusunun %90’ını kapsıyor.
Frogatt, “Digital Life’ın coğ-
rafi olarak, bugüne kadar
yapılan global online araş-
tırmalardan iki kat daha
yayg ın olduğunu” i fade
ediyor. Çal ışma, onl ine
aktiviteler üzerine yapılan
gerçek anlamda ilk global
araştırma olmakla kalma-
yıp; hızla gelişmekte olan
Brezilya, Rusya, Çin, Hin-
distan (BRIC) ve diğer 11
diye anılan (Bangladeş,Mı-
sır, Endonezya, İran, Mek-
sika, Nijerya, Pakistan, Fi-
lipinler, Güney Kore, Tür-
kiye ve Vietnam) ülkelerle
ilgili bilgileri içeriyor. Şir-
ket, geleceğin online dav-
ranışlarına dair çok önemli
veriler sunan bu araştırma-
yı her yıl yapmayı planlıyor.
özgür uçkan
G
eçtiğimiz yıl, medya baronu Rupert Mur-
doch, Google’a savaş açmış ve telif ödemez-
se sahibi olduğu birçok gazete, dergi ve TV
sitesini sınırlandıracağını açıklamıştı. Mur-
doch kısmi bir zafer kazandı ve Google te-
lif ödemeyi kabul etti. Bu, News Corp.un zararını durdur-
maya yetti mi? Hayır. Tirajlar, reytingler, reklam gelirle-
ri ve kârlar hızla düşmeye devam ediyor. Murdoch, fatu-
rayı internete ve “ürettiği” içeriği “çalan” “kleptomanla-
ra” (yani kullanıcılara) çıkarıyor. Peki, niçin hala geçen yıl
söylediği gibi sahip olduğu yayınların internet uzantıları-
nı ücretli hale getirmiyor? Çünkü dinozor da olsa hayat-
ta kalma güdüsüne sahip!
2009, internetin basılı medya ve televizyonu geride bı-
rakarak en büyük reklam ortamı olarak tarihe geçtiği yıl
oldu. PEW’in bu yıl yaptığı bir araştırmaya göre, haber-
lere internet üzerinden erişim, yerel ve ulusal televizyon
kanallarından sonra üçüncü sıraya yükseldi. Bu durum-
da ana akım medyanın internet uzantılarını ücretli hale
getirmek cesaret ister! Murdoch ve benzerleri bu haya-
li arada sırada dillendirip nabız yokluyor, ama cevabı da
pazardan alıyorlar. Medya devlerinin aklı internete eren
yöneticileri de “yeni iş modelleri” aramaya devam ediyor:
iPad versiyonları, “kendi gazeteni bas” yöntemi, “freemi-
um” modeli, internete taşınan promosyonlar, mobil uygu-
lamalar vb. Yani, iş dünyası kapalı bir internet hayali kur-
maya devam ediyor, ama kullanıcıların artık sadece “müş-
teri” olmadığını, “yayıncı” haline de geldiğini unutuyor!
Murdoch'un temsil ettiği yapı, "haberciliğin pahalı bir
iş" olduğunu ve haberi kendilerinin “ürettiğini" söylüyor.
Ama, haberin maliyeti düşüyor. Tıpkı müzik prodüksi-
yonu ve dağıtımının maliyetinin düşmesi gibi. Dolayısıy-
la, nasıl CD almaktan vazgeçtiysek, gazete almayı da bı-
rakıyoruz. Habere ulaşmak, işlemek, doğruluğunu sına-
mak için gereken maliyet düşüyor. İyi gazetecilik için ar-
tık devasa hantal yapılara ihtiyaç yok. Reklam potansiye-
li, medya satınalma şirketlerinin tekelinden çıkıyor. Ana
akımmedyanın yeni telif hakkı dalgasına binip bu girdap-
tan kurtulması mümkün mü? Değil. Telifi gerçekten on-
lara ait olan haber içeriğini ücretli hale getirebilirler. Ne
olur? Batarlar. Ağ ekonomi-
si, az olanın değerli olması
kavramını değiştirip, dola-
şıma girerek paylaşılan ve
böylece de çoğalan şeyi de-
ğerli hale getirdi.
Burada dinamik maalesef
“demokratikleşme” değil,
ekonomik paradigma dö-
nüşümü. 1980'lerde kapi-
talizmin artan ağ etkisiyle
küreselleşmesi sırasında ön-
ce reel ekonominin "kurum-
sal yönetişim" ilkelerine zor-
landığını gördük. İşletmeler,
Basel türü kriterlere zorlandılar. Herkes "yönetişim"i de-
mokrasi ile karıştırıyor. Paydaşların yönetsel sürece et-
kin katılımı, şeffaflık, hesap verebilirlik gibi ilkeler tama-
men işlevsellikle ilgili. Bu sayede "kayıt dışı"nı kontrol al-
tına alıp standardizasyonu sağlayabiliyor, ağ ilişkileriyle
birbirine bağlı gayrimerkezi yapıları yatay koordine ede-
biliyorsunuz. Finans dünyası, küresel dolaşım kapasitesi
ve askeri-endüstriyel komplekslerle olan kirli ilişkileri sa-
yesinde geçtiğimiz yıla kadar bu zorlamadan kaçabildi.
Ama son kriz onu da hizaya soktu. Artık finans da sıkı bir
yönetişim kıskacına giriyor. Para, habersiz dolaşamaya-
cak. Sıra şimdi iletişime geliyor. İktidar, reel ekonomi ve
finans üçgeninde işini gören medya devleri boğulacak.
Çünkü bu kamuoyu yaratma mekanizmalarının tekelci
yapısı, ağ kapitalizmi sistemine uymuyor. Bu süreç baş-
ladı. Reklamcılık sektörü de değişecek, çünkü medya sa-
tın alma sistemi değişiyor. Tekelci medya ile reel ekono-
mi arasındaki bağ çözülüyor. Medyanın bir siyaset plat-
formu olarak dağıtık ve parçalı bir yapıya geçtiğini göre-
ceğiz. Bu, ulus-devlet sürecinin zayıflamasıyla da ilgili bir
durum. Demokrasiden değil ekonomiden bahsediyorum.
Mevcut haliyle ana akımmedyanın geleceği yok. Medya;
tekelci politikaları, yozlaşmış iktidar ilişkileri, sansür, is-
tihdam politikalarındaki vahşilik gibi nedenlerle güveni-
lirliğini kaybetti. Yerine yeni yapılar gelmeyecek mi? Ge-
lecek. Tekelleşme eğilimi ortadan kalkar mı? Kalkmaz. İyi
gazeteciler, bu yapıların dışına çıkarak, aracıları ortadan
kaldırarak farklı iş birlikleri kuracak ve daha özgür, daha
ucuz ve farklı monetizasyon potansiyelleri yaratan, kat-
ma değerli habercilik yapacaklar. Bu arada, internetin
getirdiği dinamiklerle sivil inisiyatifler biraz daha uya-
nık davranıp, vatandaş gazeteciliği, bağımsız medya gi-
bi oluşumlara daha güçlü bir destek sağlarlarsa, denkle-
min içinde yer alabilirler.
Dr. Özgür Uçkan
İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi
Ana akımmedya
internete karşı!
İNTERNET
BİLDİĞİMİZMEDYAÖLÇÜMLEMESİNİN SONU
C
mykern.com,
22 yaşında bir
g r a f i k t a s a -
rımcı olan Ja-
mes Griffin’in
2008 y ı l ından bu yana
derlemekte olduğu gra-
fik ağ ırl ıkl ı çal ışmalar-
dan oluşan blogunun is-
mi. Önemli bir bölümü-
nü tipografik çalışmala-
rın oluşturduğu blogda,
Griffin kendi tasarımla-
rına yer vermekle bera-
ber, Art, Books, Illustrati-
on, Resources, Print gibi
kategoriler altında birçok
ülkeden dikkat çekici ve
başarılı işler de sergiliyor.
Genç tasarımcı, sitenin
içeriğini hem ince eleyip
sık dokuyor, hem de sık-
lıkla güncelliyor. Bu ne-
denle olsa gerek, yaklaşık
iki yıllık bir arşive sahip
olan cmykern.com’un cid-
di bir takipçi kitlesi oluş-
muş durumda. Gri f f in,
blogun Reading başlıklı
sayfasında ise okuduğu
ve takip ettiği kaynakla-
rın bir l istesini veriyor.
WEB SİTESİ
CMYKERN.COM
aykut arıkan
Tasarımcının
renkligünlüğü
İNTERNET
TNS’İN ‘DIGITAL LIFE’ SOSYAL AĞLARARAŞTIRMARAPORU