Page 2 - gennaration7.indd

Basic HTML Version

MART 2011
G
eçimlerini sağlayıp yaşamlarını sürdürmek
için insan topluluklarından bazıları ziraat ve
ekinle ve bazıları da ürünlerden yararlanmak
için koyun, sığır, keçi, arı, ipek böceği gibi
hayvancılıklameşgul olurlar. İşte geçimlerini
tarım ve hayvancılık ile sağlayanlar mecburen bedevilik
hayatına yönelirler… Geçimlerini bu şekilde sürdürenlerin
durumları düzelir ve zaruri ihtiyaçlarının üzerinde bir bolluğa
ve refah seviyesine ulaşırlarsa bu durum, onları kentsel hayatın
özellikleri olan beslenmede, giyim kuşamda daha iyisini elde
etmek için yardımlaşmaya, geniş evlerde oturmaya, şehir ve
kentler oluşturmaya yöneltir. (...) Toplumsal yaşamı zorunlu
kılan iki unsur vardır; birincisi, besinlerin üretilmesinden
tüketilmesine kadar geçen süreçte yaşanan iş bölümüdür
ki, bunu üretim olarak adlandırmak mümkündür. İkincisi ise
savunmadır. Eğer insanlar birbirleriyle yardımlaşmasalar
ne hayatlarını devam ettirmek için beslenme ihtiyaçlarını
karşılayabilirler, ne de kendilerini savunabilirler.”
Yukarıdaki alıntıların yazarı ünlü sosyolog İbni Haldun’dan
Adam Smith’e, Karl Marx’tan Fernand Braudel ’e,
Aristoteles’ten Karl Polanyi’ye kadar birçok düşünür bilim
adamı toplumsal yaşamdaki iş bölümünün gelişme süreçleriyle
ilgili çeşitli kuramlar geliştirmişlerdir. Biz, bu kuramlarla
ilgili tartışmalara hiç girmeden, insan topluluklarının, tarihin
belli kesitlerinde kendine yeterlilik (self sufficiency) dönemi
yaşadıklarını söyleyebiliriz.
Doğrusu ben, “kendine yeterlilik” döneminin, insanlık tarihi
içinde öyle çok da uzun bir süreci kapsamış olabileceğini
sanmıyorum. Düşünün ki, bir aile, kendi ihtiyaçlarını karşı-
lamak için, aynı anda ekip biçecek, biçtiklerini kurutacak ve
işleyecek, çeşitli hayvanlar besleyecek (et, süt, yumurta, bal,
yün…), örüp dokuyacak, giysilerini ve ayakkabılarını dikecek,
evini inşa edecek, ev araç ve gereçlerini imal edecek (kepçe,
kova, su testisi, tencere…), su kuyusunu açacak, yıkayacak
ve yıkanacak, gerektiğinide avlanacak, yiyeceğini pişirecek,
ağrıyan dişini çekecek… Daha sayabilirsiniz.
Gördüğümüz gibi, bütün bunların ayrıntılarına girdiğimizde
yalnızca, ama yalnızca hayatın idamesi için bir insanın üs-
tüne binen iş yükü nicel ve nitel olarak altından kalkılamaz
ölçüdedir. En azından, iş bölümünün olmamasından kaynaklı
çok gereksiz yükler vardır. İnsanoğlu, iş bölümünü gerçek-
leştirip bu gereksiz yüklerden kurtulmayı sağlayacak kadar
akıllı bir canlıdır. İbni Haldun’un sözünü ettiği bedevi yaşam
biçiminde bile tarımla uğraşanlarla hayvancılıkla uğraşanlar
arasında bir mübadelenin olmadığını söyleyemeyiz. Birisi
eksin, diğeri biçsin, öteki diksin, beriki dokusun ve hizmet/
ürünleri birbirleriyle takas etsinler… Adam Smith, “İnsanlar
başkalarının ihtiyaçlarını karşılayarak aslında kendi ihtiyaç-
larını karşılamayı amaçlar.” der.
Karl Marx, toplumsal gelişme sürecini komünal, köleci,
feodal, kapitalist, sosyalist ve komünist toplumlar biçiminde
açıklarken Polanyi, toplumsal formları otarşik ve kendine
yeten, simetrik, merkeziyetçi ve piyasa toplumları olarak
sıralar. Ancak o, bu formların tarihte kronolojik bir sıra
takip etmediğini söyler.
Aristoteles iş bölümüne ve ticari yaşama karşı çıkıp
“kendine yeterliliği” kutsarken Adam Smith iş bölümünün,
başlangıçta insanların üretim yeteneğini artırdığını, ancak
ilerleyen aşamalarda aptallaştırdığını, aşırı makineleşmeden
ötürü yaratıcılıklarının köreldiğini ileri sürer. Bir Lorel ve
Hardy komedisinde hayatta her şeyi, sevgilisinin elbisesin-
deki düğmeleri bile makine düğmesi gibi gören bir sanayi
işçisinin canlandırıldığını hatırlar gibiyim. Gelişmiş toplum-
larda, kollektif zeka ve yaratıcılık arttıkça bireysel zeka ve
yaratıcılıkların dumura uğradığı yönünde bir gözlem vardır.
Tabii bunları, sanayi devrimi sonrası üretim biçimleriyle ilgili
yorumlar olarak kabul edebilir, günümüz koşullarına uygun
düşmediğini iddia edebiliriz.
Wallerstein’ın “dünya sistemleri teorisi”ne göre ise tarih
sistemlerden oluşmaktadır. Ona göre son dünya sistemi
ise kapitalizmdir. Bu bakımdan diğer düşünürlerden önemli
ölçüde ayrılır. Sistemin kapitalist olabilmesi için ise pazarda
satılmak üzere malların üretilmesi yeterlidir.
Zeynep Özata’nın “Prosumer: Üreten tüketici” başlıklı
yazısında ifade ettiği gibi “Toffler’e göre tüketen üretici,
tükettiği bazı ürün ve hizmetleri kendisi üreten kimsedir.
Kendi kıyafetlerini diken, kendi yemeklerini yapan, evini
kendisi boyayan kişiler olarak örneklendirir Toffler bunları.
Bu ürün ve hizmetler piyasada tüketime sunulan ve satın
alınmak suretiyle tüketilebilecek ürün ve hizmetlerdir. (...)
Birinci Dalga sırasında tarım ekonomisine dayalı toplumsal
bir düzen vardır. İnsanların çoğu kendi ürettiğini tüketir.
Normal anlamda onlar ne üretici ne de tüketicidir. Bu
insanlar avlanmakta, kendi yiyeceklerini yetiştirmekte ve
kendi kıyafetlerini dikmektedir. Yani bunlar tüketen üretici-
lerdir. (...) İkinci Dalga Avrupa’da 18. yüzyılda ortaya çıkan
Endüstri Devrimi’yle birlikte oluşur. Baskın kurum fabrika-
dır. Bu dönemde, artan sayıda insan üretken saatlerini bu
fabrikalarda geçirmektedir. İnsanlar bu fabrikalarda (veya
ofislerde) günde sekiz saat çalışmakta ve burada kazandık-
ları parayla, piyasadan ihtiyaçları olan ürün ve hizmetleri
satın almaktadır. İkinci Dalga toplumlarındaki baskın süreç,
endüstrileşme ve pazarlaşma/piyasalaşmadır (marketizati-
on). İkinci Dalga toplumlarını, insanların ihtiyaç duydukları
ürün ve hizmetleri elde etmeleri için kurulan alışveriş ağları
şekillendirmiştir. (...) Toffler post-endüstriyel dönemi, Birinci
ve İkinci Dalga’nın bir sentezi olarak görmektedir. Buna da
Üçüncü Dalga ismini vermektedir. Üçüncü Dalga sürecinde
iki sektör ya da iki üretim tarzı arasındaki ilişkide önemli bir
değişiklik başlamaktadır. Üreticiyi tüketiciden ayıran çizgi
silikleşmekte, tüketen üreticinin önemi artmaktadır. Hatta
piyasanın yaşamımızdaki ve dünya sistemindeki rolünü
değiştirecek güçlü bir gelişme görülmektedir.”
Toffler’in producer(üretici) ve consumer(tüketici) kelimele-
rinden türettiği “prosumer” kavramı, üretenin ve tüketenin
birliğine ya da birbirine yaklaşmasına işaret ediyor. Ayrıca
üretme ile tüketme eylemlerinin eşzamanlılılığını da ifade
ettiğini söyleyebiliriz. Fakat, “prosumer”e yalnızca kendi
ürettiğini tüketen kişidir, diyemeyiz. Ben bunu, üreticiyle
tükecinin ya da üretimle tüketimin birbirine yakınlaşması
olarak okuyorum.
Kısacası ben, üretime fiili katılımın şart olmadığını, ancak
yine de tükecinin tümüyle üretim süreçlerinden ayrı düşü-
nülmemesi gerektiğini söylüyorum. Üretime fiilen katılmak
şart değilse de, ürünün bizim beklentilerimizle, duygu ve
düşüncelerimizle, hayal ve tasavvurlarımızla örtüşmesi
önemlidir.
Yani tüketici üretime elbette katılır. Bu katılım, demokratik
sistemlerde vatandaşın çeşitli araçlar vasıtasıyla yönetime
katılmasına benzer bir yönüyle... Fiili olarak yöneten kendisi
değildir, ama tercihleriyle yönetimi belirleme gücünü elinde
bulundurur. (En azından teorik olarak böyledir.)
Resmi ve özel kuruluşlarda idari, ekonomik, politik otoritenin
ortak kullanımı ise çok yeni bir kavramla açıklanmaktadır:
Yönetişim. Yönetmek fiilinin işteş halinden üretilmiş bir
isim bu... İşteşlik eşzamanlı, karşılıklı veya birlikte yapılan
işi tanımlar; savaşmak, yazışmak, sevişmek, atışmak gibi...
Yönetim tek tarafın yaptığı bir eylemken, yönetişim birbi-
rini yönetmek ya da birlikte yönetmek anlamlarını taşır.
İngilizcesi ise ‘governance’...
Yönetişimin çeşitli kurullar vasıtasıyla uluslararası kapitalizmin
toplumları yeni usul yönetme biçimi olarak görenler, devletin
savunmacı karakterini ortadan kaldırdığını ileri sürenler de
vardır. Gerçi küresel kapitalizmle ulus-devletlerin ilişkisinin
de pek masum olduğunu söyleyemeyiz, ama yine de biz bu
tartışmaya girmeyelim ve kendi işimize bakalım.
Şimdi konuya farklı bir açıdan bakmaya çalışalım: Ben,
tüketicilerin üretime katılmaları sürecine yeni bir kavram
öneriyorum: Üretişim... Hatta izninizle İngilizcesini de uydu-
ruyorum: ‘Producance’... Karşılıklı olarak ve birlikte üretmek...
Pazarlama icat olunduktan bu yana, pazarlamaya itibar
etmeyenler için, biraz da aşağılamak amaçlı “üretim odaklı
şirket” betimlemesi yapılır. Üretimi, öyle hemen itibarsız-
laştırmayalım bence... Kavramları birbirine karıştırmak
istemem, ama derdimi rahat anlatmak için şöyle bir oyun
oynamayı öneriyorum: Pazarlamayı bir kenara kaldırın,
sadece üretim-satış fonksiyonlarını bırakın ve bu ikiliyi
organik bir biçimde birbiriyle bütünleştirin. Sonra da bir
kenara koyduğunuz pazarlamayı eriterek “maddenin sıvı
hali”ne çevirin. Bu sıvıyı bir enjektör vasıtasıyla “bütünleşik
üretim-satış fonksiyonu”nun damarından enjekte edin.
Ne dersiniz? Üretmek ve satmak... Aslında pazarlama
dediğimiz şeyin yaptığı, üretimin ve satışın karakterini
dönüştürmekten başka nedir ki? Soru şudur: Üretim, ama
nasıl üretim? Hem süreçler, hem sonuçlar itibariyle...
Bir başka yanıyla yönetişimi “toplumun elitleri ve devle-
tin entelektüel kavrayışıyla ulusal egemenliğin uzlaşımı”
olarak tanımlarsak, pekala üretişimi de üreticinin elindeki
imkanlar, uzmanlık, bilgi, yaratma ve kazanma motivasyonu
gibi etmenlerle tüketici beklentilerinin bir uzlaşımı olarak
görmemiz mümkün olur. Yani bu ilişkide de yine bir “elit”
ve “egemen” olma pozisyonları söz konusudur. Bu da bizi
“tüketici egemenliği” kavramına götürebilir.
Yönetişimin olabilmesi için iki işteş kavramın da fonksiyon
olarak süreçleri belirlediğini söylemeliyiz; etkileşimve iletişim...
Üreticiyle tüketici arasındaki ilişkiyi de, artık etkileşimsiz
ve iletişimsiz düşünmemiz mümkün değildir.
Üretim ve üretişim
a. selim tuncer
Üretime fiilen katılmak
şart değilse de,
ürünün bizim
beklentilerimizle, duygu
ve düşüncelerimizle,
hayal ve
tasavvurlarımızla
örtüşmesi önemlidir.
BİZDEN
ANADOLUJETVEGENNAMCGEKİPLERİ BUKEZOFİSDIŞINDATOPLANDI
Genna Pazarlama İletişimi
Hizmetleri A.Ş. adına
İmtiyaz Sahibi
A. Uğur Alparslan
Genel Yayın Yönetmeni
M. Sedef Tenim Kayaokay
Editör
Aycan Türk
Sorumlu Yazıişleri Müdürü
Veysel Çil
Yayın Stratejileri
Yönetmenleri
Canan Özsoy, Meltem Özçelebi,
Serdar Paktin
Yaratıcı Yönetmenler
Kağan Özmeriç
Başar Kurt
Haber Masası
Arzu Yaraş, Emel Çimen,
Eren Kolbek, Serap Salmanoğlu,
Ayşegül Elmas
Sanat Ekibi
Abdullah Yaşar, Aykut Yöney,
Kayhan Başpınar, Kezban Ekrem,
Şükran Gülen, Önder Öncel,
Feryal İş
Redaksiyon
Nihan Şahin
Sayfa Düzeni
Ali Riza Esin
Grafik Ekibi
Afşin Bayır, Tuğşat Ergen,
Gökhan Mutlu, Ömer Özduygu
Fotoğraf Yönetmeni
Abdullah Yaşar
Çevirmen
Füsun Elmacı
IT Sorumlusu
Fatih Bektaş
İdari İşler
Ali Niyazi Baydere
Destek Hizmet Ekibi
Ali Kartal, Hülya Biber
Sema Kınalı, Mehmet Çil
Refika Salmanoğlu, Turan Ayata
Basıldığı Yer
BBAS
Dağıtım
Aras
Yönetim Yeri
Levent Mah. Emel Sk. No: 5
1. Levent 34330 İstanbul
Tel: (212) 284 98 88 (pbx)
Faks: (212) 284 43 83
bilgi@gennaration.com.tr
www.gennaration.com.tr
twitter.com/gennaration
friendfeed.com/gennaration
www.genna.com.tr
AYLIK REKLAMCILIK GAZETESİ
SAYI: 15, MART 2011
Ajans-reklamverenbuluşması
AşkdergisiPapricayayında
A
nadoluJet ve
Genna ek ip-
leri, 5-6 Mart
tarihlerinde
Antalya’da bir
araya geldi. “Uçmayan
kalmasın” sloganıyla en
uygun fiyata en konforlu
uçuşları gerçekleştiren,
“Uzak diye bir yer yok”
diyerek tüm yurdu hava-
yoluyla birbirine bağlayan
AnadoluJet, 3’üncü yılına
girerken yeni yaşına ilişkin
hedeflerini paylaşmak ve
i letişim faal iyetleri ko-
nusunda karşılıklı görüş
al ışverişinde bulunmak
amacıyla reklam ajansı
ekibini Manavgat İberotel
Club Serra’da ağırladı.
Genna’dan A. Sel im
Tuncer, A. Uğur Alpars-
lan, Canan Özsoy, Kağan
Özmeriç, Şükran Gülen,
Kezban Ekrem, Abdullah
Yaşar, Gökhan Mut lu,
Ayşegül Elmas, Serdar
Paktin, Meltem Özçelebi
ve Aycan Türk’ün katıldığı
toplantıya Anadolu Jet’in
Genel Müdür’ü Sami Alan,
İbrahim Doğan, Songül
Elçi, Zekeriya Costu, Eda
Işıkoğlu, Gizem Canver-
di, Eyüp Üstün, Emine
Sağbaş ve Tülin Başalan
evsahipliği yaptı.
İki gün boyunca yeni
iletişim stratejileri, kam-
panyalar, şirket hedefleri
ve a j ans -rek l amveren
ilişkilerinin ele alındığı
buluşmada A. Selim Tun-
cer, pazarlamada “ince
güç”ün önemine vurgu
yapan sunumuyla her iki
ekibi de bilgilendirirken,
AnadoluJet için Genna
kreatif ekibi taraf ından
hazırlanan kısa film de,
havayolu şirketinin geride
bıraktığı iki yıla ışık tuttu,
önümüdeki dönem gerçek-
leştirilecek tüm faaliyetler
için de yol gösterdi.
Her iki tarafın da görüş
ve önerilerini dile getir-
diği buluşma, ofis ortamı
dışında olması ve daha
geniş bir zamanda ger-
çekleşmesi sebebiyle, hem
her türlü detayın ele alın-
masına imkan veren hem
de ilişkilerin pekişmesini
sağlayan oldukça verimli
bir toplant ıya dönüştü.
Günlük iş yaşamının tem-
posunda konuşma fırsatı
bulunamayan her konu
değerlendirilmiş oldu.
İ
nsan hayat ına zen-
g i n l i k k a t an, onu
güzelleştiren, anlamlı
hale getiren, bazen
de içinden çıkılmaz
labirentlere sürükleyen,
hayatımızdaki herşeyin
önüne geçebi len bir in-
sanl ık hal idir Aşk. Yolu
bu dünyadan geçmemiş,
geçmeyecek insan yok
gibidir. Devlet adamları,
sanatçılar, askerler, ünlü-
ler aşk uğruna hayatlarını
altüst etmiş, ülkeler in
kederleri etkilenmiş, sa-
vaşlar çıkmış, inanılmaz
eserler ortaya koymuştur.
Kısacası hayatımızda aş-
kın iz bırakmadığı alan yok
gibidir. Hayatımızın her
alanında olan aşk, doğal
olarak medyanın sıklıkla
ele a ldığ ı konulardan.
Gazeteler köşelerini, tele-
vizyonlar programlarını,
derg i ler sayfalarını aşk
konusuna ayırıyor.”
Paprica’yı yayına hazır-
layan Marka Fabrikası,
aşkı böyle tanımlıyor ve
Türk iye’nin i l k ve tek
aşk derg i s i Papr ica’y ı
okuyucuya sunman ı n
sev i nç ve heyecan ı n ı
yaşıyor. Paprica ekibi, aşk
konusunun kendine ait
ve sadece aşk ı ele alan
bir dergiye sahip olması
gerektiğini düşüncesiyle
yola çıktı ve Paprica’nın ilk
sayısını bu ay okuyucuyla
buluşturdu.
“Aşk Günlüğü”, “Aşk
Ked i s i Abba s”, “Prof .
Dr. İlişkiler”, “Cadı Ka-
zanı”, “Terapi Odası” ve
“Fotoroman’ l ı Günler”
bölümlerinin yanı sıra, her
ay çarpıcı bir dosya konu-
suyla, alanında uzman ta-
nınmış yazarlar ve röpor-
tajlar ile Paprica, yayıncı-
lık alanında farklı, geniş
kit-
lele-
re çok
özel
bir di l le
seslenen,
fantastik bir
dergi olmayı
hedefliyor.
Köşe yazarlar ı
A hme t A l t a n ,
Esra Karataş, Doç.
Dr. Itır Bağdadi, İs-
mail Kızılbay, Kürşat
Başar, Prof. Dr. Meh-
met Sungur ve Serdar
Kuzuloğ lu aşk üzer ine
kaleme alacakları en gü-
zel yazılarını paylaşıyor.
“AstroAşk” bölümünü de
astroloj i üzer ine uzun
yıllar eğitim alan Hande
Kazanova hazırlıyor.
GÜNCEL
TÜRKİYE’NİN İLK VE TEK AŞK DERGİSİ PAPRICA OKUYUCUYLA BULUŞTU