Page 3 - gennaration7.indd

Basic HTML Version

MART 2011
R
eklam Verenler
Derneği (RVD)
v e T ü r k i y e
Araştırmacı-
l a r D e r n e ğ i
(TUAD), ü l kemi zdek i
sosyoekonomik statü (SES)
gruplamasını güncel le-
mek amacıyla bir çalışma
başlattı.
Çalışmanın hedefi, en
son 2006 yılında yapılan
SES ölçeğ inin, değ işen
ihtiyaçlara yanıt vermek
amacıyla, gelirin de enteg-
re edildiği, uygulanabilir
ve standart bir formasyona
dönüştürülmesi.
Bu amaçla, geçen yılın
baş l ar ı nda, araşt ı rma
şirketlerinden ve RVD’den
temsilcilerin olduğu bir
komite oluşturuldu ve
geçen ay Türkiye genelinde
saha çalışması başlatıldı.
Bu çalışmada, uygulama-
daki saptamaları asgariye
indirecek şekilde mevcut
SES ölçeğinde temel alı-
nan “meslek” ve “eğitim”
k r i terler i ne, tüket im
için belirleyici bir faktör
olan “gelir”in de entegre
edilmesi sağlanıyor.
RVD Başkanı Ahmet
Pura “Rek lam verenle-
r in sı k l ı k la kul landığ ı
mevcut SES’ le yapı lan
bazı ölçümlerde hissedilir
sapmalar yaşanabil iyor.
Oysa, rek lam verenler
açısından gelir pazarlama
faaliyetlerinde önemli bir
ölçüt. Bu nedenle, SES
çal ışmalarının yenilen-
mes i n i iç i n TUAD i le
ortak çalışan bir komite
oluşturduk .” şek l i nde
görüş bildirdi.
TUAD Ba ş k a n ı A l i
L e vent Orhun i s e şu
aç ı k l amada bu lundu:
“Ulus l a ra ras ı SES öl -
çümlenmesinde meslek
ve eğ itim esas al ınıyor.
Oysa, ülkemizde bu iki
kriterin her zaman bir-
biriyle orantılı olmaması
ve gelirle bağlantılı olarak
ilerlememesi sapmalara
yol açabiliyor.
Diğer bir deyişle, ülke-
mizde eğitim durumu her
zaman meslek i statüyü
belirlemediği gibi gelirle
de doğru orantılı bir pro-
f i l çizmiyor. Ek olarak,
mevcut ölçekte, haneye
asıl geliri getiren kişilerin
yanısıra ik inci kuşağ ın
(ai le reisinin ve eşinin
anne ve baba l a r ı n ı n)
eğ itim ve meslek duru-
muna da bakılıyor. Bu
durum, hane halk ının
SES tespi t i nde yüzde
30’luk bir etki yaratıyor
ve dolayısıyla birtakım
sapmalar ı besleyen bi r
faktör olarak karşımıza
çıkıyor.”
Sosyoekonomik statü
(SES) saha çal ışmasın-
da, örneklem planı için
TÜİK’den (Türk iye İs-
tatistik Kurumu) alınan
rastgele 5000 adreste yüz
yüze görüşme yapılacak,
çalışma bitiminde, için-
de akademisyenlerin de
olduğu bir analiz grubu
taraf ından projenin so-
nuçları değerlendirilecek
ve Haziran sonu itibarıyla
yeni SES yak laşımının
lansmanı yapılacak.
SESöl�eğideğişiyor
SEKTÖRDEN
SOSYOEKONOMİK STATÜARAŞTIRMASINA “GELİR” KRİTERİ EKLENİYOR
ocukken televizyonda reklam kuşağı baş-
ladığında –ki o zamanlar sadece TRT 1
var.– heyecanla ekrana yaklaşır pür dikkat
çıkacak reklamları beklemeye başlardık. En
sevdiğimiz oyunlardan biriydi. Markanın
ismi söylenmeden ne olduğunu bilmek. Önce söyleyen
kazanır! Daha ilkokula bile gitmediğim o yıllarda ileride
reklam yazarı olacağımı söyleselerdi ne derdim acaba?
Belki de reklam yazarlığı yapıyor olmamın altındaki
tek neden budur. Her şeyi çocukluğumuzda aramıyor
muyuz? Bu, bizim icat ettiğimiz bir oyun muydu yoksa o
yıllarda, filmleri sadece çıkacak reklamlar için izlemeyi
dert edinen ve reklamlar üzerinden oyun oynayan başka
çocuklar da var mıydı bilmiyorum.
Gittiğim iş görüşmelerinde karşılaştığım o meşhur
“Bu işe nasıl başladın?” “Neden/nasıl reklamcı oldun?”
soruları karşısında, sorgu odasında konuşturulmaya
çalışılan bir suçlu gibi verebileceğim bir yanıtım oldu
bu sayede: “Her şey bir oyun olarak başladı!”
Bir gün annemle telefonda reklammetni gibi konuştu-
ğumu fark ettiğimdeyse bu oyunda acaba kaç “level”
var ve ben acaba şu an kaçıncı “level”dayım diye dü-
şünmeye başladım. Sonra fark ettim ki reklam metni
gibi konuştuğum tek insan annem değildi. Bakkalla
bile öyle konuşur olmuştum. İnsan cuma gecesi evine
davet ettiği yakın arkadaşlarına “Gelin, siz de çok uygun
koşullarla cuma partisine katılın. Üstelik ilk yerli içki de
bizden. Fırsatı kaçırmayın, sabaha kadar eğlenmenin
tadına varın!” der mi? Günlerce sadece bodycopy yaz-
mak, olmadı, bir daha, bir daha, bir daha ve bir daha
yazmak zorunda kalırsa diyormuş.
Çocukluk yıllarında heyecanla beklediğim reklam kuşağı,
reklam kuşatmasına dönüşüyordu yavaş yavaş. Oysa
benim bu kuşatmaya dayanacak yeterli yiyeceğim,
suyum ve askerim yoktu. Teslim oldum! Reklamlar
beni ele geçirdi. Keşke bu cümle yerine, reklamcılar
beni kaçırdı ve üzerimde acayip testler yaptılar, diye-
bilseydim. Reklamın iyisi kötüsü oluyor muydu? İyisini
kötüsünü hâlâ tam olarak bilemesem de turfandasının
hiç olmadığı kesin.
Reklamlar tarafından
ele geçirildikten sonra
hayatımda tamanlamıyla
reklama dönüştü. Sanki
bir gazete ya da dergi
ilanının ya da reklam
filmi senaryosunun içinde
yaşamaya başlamıştım.
Her gün, aslında bir başlık;
her özel gün de aslında bir
kampanyaydı. Sokaklar,
caddeler, binalar sütun
santim ölçülerindeydi ve
insanlar konuşurken tapaj hataları yapıyordu. Her şeye
bu gözle bakıyordum artık. Yolda yürürken gördüğüm
herhangi bir tabeladaki espas hatalarını düzeltmek
istemeler, çöpü almaya gelen apartman görevlisine re-
vizyon vermeler, doğumgünümü kutlayan arkadaşlardan
alternatifler istemeler, taksicinin önerdiği güzergâhı
yeterince kreatif bulmamalar, tuvalete bile stratejisiz
gitmemeler; bol keyifli, bol keşifli, hem de’li, üstelik’li,
tercih edin’li, rahat edin’li, kaçırmayın’lı günler geceler...
İnsan, yazdığı reklam metinleri içinde “kaçırmayın!”
diye diye sonunda kaçırıyordu işte! Artık yaptğım her
eyleme eşlik eden bir dışsesle yaşıyordum:
“Sabah otobüsü mü kaçırdınız? Üzülmeyin. Sadece
beş dakika sonra hem de aynı yöne giden başka bir
otobüse binebilirsiniz! Üstelik diğer otobüsten daha
az kalabalık. Tek yapmanız gereken olduğunuz yerde
durmaya devam etmek! Hatta bu sırada etrafınıza bile
bakınabilirsiniz. Gelin, siz de bu keyfi doyasıya yaşayın
ve sıradaki otobüsü kaçırmayın!”
Gece yatmadan önce ışığı kapatmak benim pack-
shot’ımdı. Ama bütçe varsa gece tuvalete kalkmalardan
postpackshot bile yapabiliyordum kendime zaman
zaman. Birlikte vakit geçirdiğimiz arkadaşlar casting’e;
gece dışarı çıkmak, alışveriş yapmak gibi durumlar da
prodüksiyona giriyordu. Hatta devamlılık hataları yü-
zünden birçok ânı baştan yaşamayı istediğim bile oldu.
. . .
Yaklaşık iki ay önce Genna’ya iş görüşmesi için geldiğimde
resepsiyonda beklerken
Gennaration
’ı okuyordum. “Bir
iki ay sonra sen de burada yazacaksın.” deselerdi ne
derdim acaba? Muhtemelen cevabım şu olurdu: Önce,
bu işin benim için ne demek olduğunu yazayım. Zira
hayatım reklam.
Hayatım reklam...
önder öncel
ETKİNLİK
THE CUP
Yaratıcılık
Zirvesisonu�ları
İ
stanbul’da ik i gün
süren “Yarat ıcı l ı k
Zirve”sinin ardın-
dan 38 kategorinin
yarıştığı yarışmada
28 rek lam ödüle lay ı k
bulundu. Bu ajanslardan
ya l n ı zca bi r i s i Grand
Cup’ın sahibi oldu. 7-10
Mart tarihleri arasında
sektörün en iyilerini seç-
mek için odaya kapanan
jür i üyeler i, en öneml i
küresel reklamcı lardan
oluşuyordu.
Jüri, en iyi yiyecek rek-
lamı ödülünü Dos Cielos
Restaurant için yapılan
Sensography isimli çalış-
mayla İspanya’dan Nopiun
ajansa verirken, Heineken
bira için çekilen Audito-
rium isimli film de en iyi
içecek reklamı ödülüne
layık görüldü. Sağl ık ve
spor kategorilerinde ödül
veri lmezken, diğer bazı
kategorilerdeki ödüller şu
şekilde dağıldı:
En İyiModa veKozmetik
Reklamı: Uniqlo Lucky
Switch, Ajans: Dentsu
Inc. Tokyo, Ülke: Japonya,
Ürün: Uniqlo, Müşteri:
Uniqlo.
En İyi Araba Reklamı:
The Megane Experiment
Ajans: Publicis London,
Ül ke: İngiltere, Ürün:
Megane, Müşteri: Renault
UK Ltd.
En İyi Perakende:Whop-
per Face, Ajans: Ogilvy
Brasil , Ülke: Brezilya,
Ürün: Burger King, Müş-
teri: Burger King.