Page 4 - gennaration7.indd

Basic HTML Version

MART 2011
A
lvin ve Heidi
Toffler, en çok
satan kitaplar
arasında yer
alan ve bi lgi
çağındaki zenginliği konu
alan “3. Dalga” adlı kitapla-
rında üreten tüketici kav-
ramını, hem üretim hem
de tüketim değerlerinin
giderek artan bir şekilde
bizi nasıl ilgilendirdiğini
tanımlamak için ortaya
atmışlardı.
Dr. Jae Engelbrecht, Bay
ve Bayan Toffler’ın Toffler
Associates isimli danış-
manlık şirketinde beraber
çalıştıkları uzman bir da-
nışman. Dr. Engelbrecht,
Gennaration için günü-
müzde üreten tüketicilerin,
yaşamlarımızı vepazarlama
iletişimi disiplinini nasıl
değ işt i rdik ler i üzer ine
sorularımızı cevapladı.
Üreten tüketici nedir? Bu
olguyu “3.Dalga” isimli
kitabınızdaki yaklaşımı-
nıza göre açıklarmısınız?
Üreten tüketici, bir ürün
ya da hizmeti hem üreten
hem de tüketen kişi ya da
gruptur. Geçmişte ailesini
kendi ürettiği mahsul ile
besleyen bir çiftçi, üreten
tüketiciydi. İkinci dalga
endüs t r i yel ekonomi ,
çiftçileri, yetiştirdikleri
fazla mahsulleri fabrika
işçilerinin gıda ihtiyaçlarını
karşılamakamacıylapazara
götürmeye cesaretlendirdi.
Endüstriyel bir toplumda
üreticiler ve tüketiciler iki
ayrı gruba bölünmüşlerdi.
Yayılmakta olan üçüncü
dalga bilgi çağında, yapıl-
masına yardım ettiğin bir
şeyi kullandığın zaman
üreten tüketici oluyorsun.
Bu olgu, hayatımızdaki
değişikliklerle birlikte
(internet, iletişim, eko-
nomi, kültür, vb.) bugüne
kadar nasıl gelişti?
İkinci dalga endüstriyel
devrimi; ürünlerin fabrika
işçileri tarafından üretil-
mesi, buürünlerinpazarda-
ki tüccarlara ulaştırılması
ve bu ürünlerin tüccarlar
taraf ından tüketici lere
iletilmesiyle şekillenmişti.
İnsanlar ölçek ekonomi-
s ine geçebi lecek ler ini
düşündükleri için daha çok
çalışanla daha büyük kitle-
lere ürün üretebilecekleri
büyük fabrikalar kurdular.
Sonra, kitle kavramını her
şeye uygulamaya başladı-
lar: toplu ulaşım, kitlesel
iletişim ve kitlesel eğitim
vb. İş adamları gazete rek-
lamları, kataloglar, radyo
ve televizyon kanalları gibi
kitle i letişim araçlarını
kullanarak pasif izleyici
konumundaki tüketicilere
marka ve ürünleri hakkın-
daki mesajlarını tek yönlü
olarak ilettiler. İşletmeler
vemali piyasalar, kar artışı
ve veriml i l ik açısından
sonuçları ölçümlediler.
İletişim araçlarının geliş-
mesiyle birlikte insanlar
birbirleriyle daha yoğun
iletişim kurmaya başladı-
lar. Endüstriyel toplum ve
ekonomi modeli, üçüncü
dalganın ortaya çıkmasıyla
etkisini kaybetmeyebaşladı.
Bi lg isayar, “world-wide
web” ve düşük fiyatlı mobil
telefonlar bilgi işçilerini,
hem “ne bildiğiyle” hem
de “ne yaptığıyla” önem
kazananüreten tüketicilere
dönüştürdü. Önce bilgisa-
yarlarla ve şimdi iPad’lerle,
küçük bir grup bilgi işçisi,
büyük endüstri devlerinden
daha hızlı inovasyon yapa-
bilen girişimciler haline
gelebilirler. Küçük gruplar
içerisinde bulunanüretken
kişiler, ekonominin ve top-
lumun “kitleselleşme”den
uzak laşmasına l iderl ik
ediyorlar. Üçüncü dal-
gada, zeki kişi sayısı az
olabilir; ama yarattıkları
etki oldukça büyüktür. Bu
kişiler bir araya geldikleri
zaman, ikinci dalgadaki
büyük organizasyonlardan
daha güçlü ve becerikl i
olabilirler.
Üçüncü dalganın getirdiği
ekonomik ve sosyal değişi-
min başladığı günleri, eko-
nomistlerin, beyaz yakalı
bilgi çalışanlarının mavi
yakalı fabrika çalışanla-
rından sayıca fazlalaştığını
ilan ettiği zamanlar olarak
düşünebiliriz. Amerika’da
bu değişim 1950’lerde ger-
çekleşti. Bilgi ve iletişim
araçları, gezegendeki birçok
kişiye ulaşmaya başladığı
zaman, insanlar bunuoyun
ve iş için kullanırlar. İnsan-
ların bu araçları kullanma
amaçları şaşırtıcı derecede
çeşitlilik göstermektedir.
Ekonomistler ve pazarla-
macılar, artık insanları
sadece işlerini baz alarak
sınıf landırmakta güçlük
çekiyorlar.
Bugününüreten tüketicisi
kimdir?
Bugün her bi r imi z bi r
üreten tüketiciyiz. Bugün,
ailenizin fotoğrafını çekip,
diğerlerinin de görebilmesi
için internete yüklediğiniz
zaman, sizhemüretenhem
de tüketen oluyorsunuz.
Belli bir resmi seçtiğiniz
ve yaz ıc ıdan ç ı k t ı s ı n ı
aldığınız zaman veya bir
web sitesinde bir fotoğraf
albümü oluşturduğunuz
zaman, üreten tüketici
oluyorsunuz. Facebook’taki,
Twitter’daki ve diğer sosyal
medya platformlarındaki
tüm kul lanıcı lar, hem
üretip hem de tüketiyor-
lar. Google’ın yöneticisi
Wael Ghonim ve onun gibi
diğerleri, sosyal medya ile-
tişimini Mısır halkının ha-
reketlerine destek vermek
için kullanırken aslında
tümMısırlı vatandaşların
tüketebi leceği (faydala-
nabileceği) bir devrimin
üretilmesinde katılımcı
rolünü üstleniyorlardı.
Bugününüreten tüketicisi
ne yapar?
Bir üreten tüketici kendisi,
ailesi ve etrafındakiler için
bir şey yaparak ve onun
kullanılmasına yardımcı
olarak değer yaratır. Bir
ATM’denpara çektiğinizde,
bankaya komisyon kazan-
dırmış ve kendinize de
nakit sağlamış olursunuz.
Bir hediye için bir web
sayfasındaki formu doldur-
duğunuzdaüretimdeğerine
dahil olmuş olursunuz. Aynı
zamanda, şirketin sipariş
ve satış fonksiyonunu da
canlandırmış oluyorsunuz.
Eğer internetten bir bilgi-
sayar sipariş ederseniz ve
sabit diskin boyutunu veya
yazılımın çeşidini seçer-
seniz bu, sizin o şirketin
tasarımekibininbir parçası
olduğunuz anlamına gelir.
Üreten tüket ici olma
isteğinin ardında yatan
güdü nedir?
Üreten tüketici için seçe-
bilmek önemli bir güdü-
dür. Bir Dell bilgisayarın
parçalarını online olarak
seçtiğiniz zaman, perfor-
mans ve ücret kıyaslaması
yaparak karar verebilir-
siniz. Bi lg isayar oyunu
oynamak için, en canl ı
görüntü kartı ve en çarpıcı
hızda çalışacak işlemci ile
optimize edebilirsiniz; yada
daha uygun fiyata, önceki
sene geliştirilen bir çipi
seçebilirsiniz. Dell, sizin
seçtiğiniz özelliklere göre
bilgisayarı birleştirir.
Üreten tüketici olmanın
ikinci bir sebebi de bağlı
(irtibat halinde) olmak ve
fark edi lmektir. Onl ine
oyun oynayanlar, eğlence
kadar it ibar kazanmak
için de rekabet ederler.
Second Life’taki avatar-
lar sosyalleşebilecekleri,
öğrenebi lecek ler i ve iş
yapabi lecek ler i sana l
bir dünyada adalar inşa
ederler. Bu yaratılan ava-
tarlar, içinde bulundukları
dünyada kendi karakterleri
üzerinden bilinir ve tanı-
nırlar. Üreten tüketiciliğin
bu gelişmişlik noktasında
insanlar soy ağaçlar ını
tak ip edebi l iyor ve çok
uzaktaki akrabaları ile aile
resimlerini, dokümanlarını
paylaşabiliyorlar.
Üçüncü bir güdü ise kont-
rol. Birisi kişisel bir işini
veya küçük bir işletmenin
maliyesini yönetmek için
bir yazılım kullandığında
diğerleri buna müdahale
edemez. Üreten tüketiciler,
şeffaflıktan ve iş birliğinden
faydalanma eğiliminde ol-
dukları içinmahremiyet ve
güvenlikarasındaki değişen
endişeler doğal olarak bir
gerilim yaratır.
Bir ürüne anlam veren
ve bunu tüketiciye sunan
pazarlama iletişimi, üre-
ten tüketicinin “anlam
verme” rolünü üstlenme-
sinden etkilendi diyebilir
miyiz?
Tarım döneminde, üreten
tüketicilik sadece fizikseldi.
Üçüncü dalga bilgi çağında
ise bu daha çok zihinseldir;
yani sadece rasyonel değil—
aynı zamanda duygusal ve
politiktir.
Üreten tüketiciler, şimdi
pazarlama i let işimi i le
et k i leş im ha l i nde ler.
Çünkü artık tüketici ler
bulundukları bölgeye, etnik
parametrelere, konuşulan
dile, kişilerin ihtiyaç ve
zevklerine göre çeşitlilik
gösteren, daha küçük
nüfuslu gruplar olduğun-
dan tek yönlü pazarlama
mesaj l a r ı hedef ler i ne
tam anlamıyla ulaşamaz.
Üreten tüketiciler, kendi
aralarında iş birl iğ i ya-
pabi ldik ler i g ibi, kendi
istek ve ihtiyaçlarına göre
isteklerini belirtebilirler.
Üreten tüketiciler, kullan-
dıkları program hakkında
yaz ı lmı ş bi r kul lanma
kılavuzunun kendilerine
yeterince yardımcı olup
olmadığı hakkında form
doldurarak geri bildirim
yapabilirler.Web sitelerinde
beğendikleri şeyleri “beğe-
nebilirler” veya bir Youtube
videosu ile arkadaşlarıyla
paylaşabilirler.
Üreten tüket ici ler, pa-
z a r l ama i l e t i ş imi n i n
yerini almayacak. Üreten
tüket ici ler, çoğunluk la
geri bildirim yapmak için
bile oldukça meşguldürler.
Markalama hala önemli.
Markalama kaliteyi, güveni
ve rekabeti gösterebil ir.
Ama üreten tüketici ler
artık sadece birer seyirci
değil. Üreten tüketicilerin
artık bir sesi var ve onlar
içinüretilmiş olanürünleri
yargılabiliyorlar.
Crowdsourcing* f ikri,
böylesi bir üreten tüketici
kültürünün sonucu mu?
Crowdsourcing, tüketici-
lerin topluca bir şey üret-
meleri için çağırıldıkları
bir faaliyet olması nede-
niyle üreten tüketiciliğe
bir örnektir. Bu, katılım
veya üretimsonucunda TV
reklamında oynamak ya da
sürücüsüz arabadan hisse
almak gibi ödüller verilerek
teşvik edilebilir. Geçenlerde
Doritos cipsleri, Super Bowl
sırasında yayımlanacak
reklamı tasarlayacak kişiye
25.000dolar vereceğini ilan
etti. Amerikan hükümet
araştırmacıları ise enge-
beli arazide bile şoförsüz
dolaşabilen bir araba için
büyük bir ödül teklif etti.
Kazananlar ödüllerini aldı;
ancak her tak ım araba
üretmenin, rekabetin ge-
tirdiği heyecanın; yeni bir
şey yaratmanın ve yaratılan
şeyin resmen tanınmasının
tatminini yaşadılar.
K it lesel özel leşt i rme
trendi ve “kendin yap”
düşüncesi, pazarlama
iletişiminin paradigma-
larını geri dönülemez bir
şekilde değiştirdi mi?
Evet, pazarlama iletişimi
zaten değişiyor. İşletmeleri
ve tüketicileri seyirciler
olarak görmemi z art ık
imkansız. Tek yönlü ileti-
şimler, netmesajlar ve etkili
markalama devamedecek.
Onlar yer değiştirmediler.
Üreten tüketicilerin etki-
leşimde bulunmayı talep
ettikleri, kişiselleşmiş ve
kişiselleştirilebilir ürün
ve hizmetler hakkındaki
beklentileri giderek arttığı
için pazarlama daha da
geniş bir alana yayıldı.
Ürün veya hizmetlere
kendi anlamlarını plat-
formlar yaratmak, onlara
benimsemeleri için önce-
denhazırlanmış tek yönlü
mesajlar sunmaktandaha
önemli hale geldi mi?
İkisi de faydalı. Net an-
lamlar sunmak, zaman
kazandırdığı için giderek
artan bi r şek i lde daha
kıymetli olmaya başladı.
Hazır yapılmış şeyler de
hala birçok tüketiciye kolay-
ca ulaşabiliyor; ama diğer
özelliklerin ve anlamların
daha değerl i olduğunu
düşünen diğer tüketicileri
ıskalıyorlar. Böylesi ürün
veya hizmet sunumları,
pazarın durumuna göre
değişiklik gösteren farklı
üreten tüketicilereulaşmak
ve onların beklentilerini
karşılayabilmek için sürekli
yeniden tanımlanmalı.
Üreten tüketicilerin ürün
veya hizmetlere kendi an-
lamlarını yükleyebilecek-
leri platformlar yaratmak
ve onları, bu anlamları
k işisel leşt i rmeler i için
böylesi platformlara davet
etmek daha esnek bir ya-
pıdır. Bu tarz platformlar,
üreten tüketicilerin değişik
kullanımlarına ve daha
önceden kestiremediğimiz
deneyimlerininsonuçlarına
göre şekil değiştirebilir.
Bazıları daha iyi olabilir;
hatta v iral bir mahiyet
kazanabilir. Çok yönlü plat-
formların mekanizmaları
önceden hazırlanmış tek
yönlü anlamlardan daha
kolay taklit edilebilir; ya
da kalabalık bir pazarda
rak iplerden fark l ı laşt ı-
rılması daha zor olabilir.
iPad’e karşı diğer tabletler,
budurumuörneklemek için
ilginç bir vaka incelemesi
oluşturacak.
Diğer bir önemli özellik ise
paylaşım kolaylığı. Üreten
tüketiciler, sadece kendi
seçimlerini kişiselleştirmek
konusunda ısrarcı değiller.
Paylaşım konusunda da
ısrarcılar. iPod, insanların
müzik tüketim alışkanlık-
larını tasarımıyla değiş-
tirmedi. iTunes, şarkıları
teker teker paylaşılabilir ve
çalanmüzik listesini kişiye
özel oluşturulabilir kıldı.
Üreten tüketici, bir ürün ya da hizmeti hem üreten
hem de tüketen kişi ya da gruptur. Üçüncü dalga
bilgi çağında, yapılmasına yardım ettiğin bir şeyi
kullandığın zaman üreten tüketici oluyorsun.
Üreten tüketici, kendisi, ailesi ve etrafındakiler
için bir şey yaparak ve onun kullanılmasına
yardımcı olarak değer yaratır. Bir ATM’den para
çektiğinizde bankaya komisyon kazandırmış ve
kendinize de nakit sağlamış oluyorsunuz.
TOFFLER ASSC. BAŞ DANIŞMANI DR. JOSEPH A. ENGELBRECHT:
Bugünherbirimiz
üretentüketiciyiz
Dr. Joseph A. (Jae) Engelbrecht, Toffler Associates’teki
baş danışmanlardan birisidir. Amerika ve dünyanın farklı
yerlerindeki çeşitli şirketlerin ve hükümetlerin üst düzey
yöneticilerine strateji ve değişim hakkında danışmanlık
yapmaktadır. İstihbarat ve savunma kuruluşları, ABD ve
ona bağlı askerî hizmetler, telekomünikasyon, havacılık ve
savunma sanayilerindeki müşterileri için stratejik kararlar
üzerine odaklanır ve onlarla beraber çalışır. “2025 için Al-
ternatif Gelecekler” başta olmak üzere onlarca makalenin
yazarıdır. Stratejik Çalışmalar Uluslararası Enstitütüsü
(International Institute for Strategic Studies) üyesidir. Li-
sans eğitimini Doğu Asya tarihi ve Çince üzerine Maryland
Üniversitesi’nde tamamlamış, yüksek lisansını ise Columbia
Üniversitesi'nde Kamu Yönetimi ve Felsefe üzerine yapmış
ve Siyaset Bilimi üzerine doktora derecesi almıştır.
JOSEPH A. ENGELBRECHT KİMDİR?
G
e ç e n s ay ımı z da , “ Pro t o ko l i c ab ı
mecburiyetler”le devam edeceğimizi söy-
lemiştik; ama Defne Joy Foster öldü.
"(...) defne joy foster bizden biriydi. hatta
bizdi. seksenlerin sonunda doksanların ba-
şında hep beraber çocuktuk. (...) onda kendimizi gördük.
olmak istediğimiz kendimizi gördük. (...) daha çok oynamayı
hakediyordu. bu kadar çabuk eve çağrılmamalıydı."
Tanırmıydımonu? Hayır. Akrabamya da arkadaşımmıydı?
Değil. Peki kanlı, canlı karşılaşmışlığımız var mıydı? Yok. O
zaman içeriğinin “üreten tüketici” olması gereken bu yazıda
neden onu yazıyorum? Hiç, sadece “Hoşbeş”* etmek için.
Şimdi düşünüyorum da Defne, başlı başına bir markaydı
bizim kuşağımız için. Adının ve eylemlerinin arkasına,
di’li geçmiş zamanın yakışmadığı bir marka… Kendi
konumlandırmasını kendi yaptı, kendi iletişimini kendi
kurdu. Daha “Ne oluyoruz?” demeye bile kalmadan onunla
bütünleşiverdik. O, ne yaptığını bile bilmeden bizi, bizdeki
samimiyeti yansıttı ekrana, biz de fark etmeden o olduk,
olamadıysak bile olmak istedik. Bizi büyütürken, bizi
üretirken ve kendi samimiyetinden bizi türetirken enerjisi
tükeniverdi aniden. Bu yüzden “türetici” sıfatına belki de
en çok o layıktı.
“Bütün duygulardan önce öğrendiğim ayrılıklar”ın**
ardından, payıma düşen mirasa gelince:
Protokol icabı mecburiyetlerin getirdiği saygıya hiç
inanmadım ben ya da ikiyüzlü masumiyetlere... Davra-
nışın, tavrın ve mimiğin gücüne inandım hep. Göz göze
gelişteki o samimiyete, gülümseyişteki içtenliğe hatta
sen yüzüne küfrederken bile bunun karşındaki tarafından
yanlış anlaşılmayacağının verdiği güvene inandım. Belki
de bu yüzden duyduğum saygı hiç göstermelik ya da
yapmacık olmadı bugüne kadar. Saygım hiçbir zaman
sevgimin önüne geçemedi. Tüm okul, hatta iş hayatım
boyunca çok sorgulandı bendeki bu sevgi-saygı meselesi.
Onlara söylediğim tek bir cümle vardı: "Kaba veya laubali
olabilirim ama asla küstah değilim."
Biriyle iletişime geçmeden
önce onu gözlemlerim bir
müddet. "Bir şey" ararım.
Dilime ya da ruhuma akraba
olabilecek bir söz, bir espri,
bir bakış ya da bir gülüm-
seme. Onu bulduğumda ise
tabiri caizse karşımdakine
"level" atlatırım içimde
bir yerde. Onu "siz" konu-
muwndan "sen" konumuna
geçiririm ve en tuhafı ,
bunu ne ara yaptığımı fark
etmem bile. Eğer doğru
anlaşılmışsam –ki bu çok nadir olur– beraber geyiğin
dibine vurabileceğim bir dost kazanırım.
Ankara’da yaşarken, seneler önce, saat 15:00’da bir müzik
kanalını açıp da karşımda onu görünce dilime de ruhumada
akraba birini yakalamıştım. Hadi, aynı soruyu gene sorun
şimdi bana? Akrabam ya da çocukluk arkadaşım mıydı
Defne? Anlayabilir misiniz bilmiyorum; ama evet, kısmen.
Bazen de umduğumkadar şanslı değilimdir, yanılırım. Ama
karşımdaki hakkında değil, ona yaklaşımım konusunda.
Ben yanıldımdiye o, "kafa"lığından bir şey kaybetmemiştir
aslında. "Level"lar tutmaz işte çoğu zaman. Çoğu zaman da
uğraşmak gerekir, uğraşmaya değecek biri bulunduğunda.
Bunun karşındakinin makamı, unvanı ya da rütbesiyle
alakası yoktur. Sen onun kim olduğunu zaten bilirsin;
eğer kendini biliyorsan tabii. Ancak uğrunda uğraşmaya
değecek olan o kişi de gerektiğinde rütbelerini söküp
atmasını bilecek kadar mütevazı olmalıdır, düşlenen
paylaşımın yaşanması adına. Çünkü biz Ankaralılar için
“EGO”nun anlamı elektrik, gaz, otobüstür sadece.
Velhasılıkelam, anlaşılmak zordurmirim. Kendini anlatmaya
çalışmaksa bir o kadar yorucu ve nafile bir çaba... Anlamaya
niyeti olanın kulağı, karşısındakinin kalbinde olur; ağzında
değil. İçkiyi 24 yaş üzerinin içebildiği ve ölünün arkasından
ağzına geleni söyleyecek kadar ahlaki değerlerin yitirildiği
ama daha da önemlisi bu ahlaki değerleri yitirenlerin
ahlak dersleri verebildiği bir ülkede yaşıyoruz. Önemli
olan içkiyi 18 ya da 24 yaş üstünün içebilmesi değil; yaş
70’e gelmiş olmasına rağmen ağzından çıkanı kulağının
(varsa vicdanının) hala duyabiliyor olup olmamasıdır. Bu
nedenledir ki “Kötülük, ağızdan giren şeyde değildir; asıl
kötülük, oradan çıkandadır.” ***
Bizse, asla o kadar kötü olmadık.
* Hoşbeş: 1) sohbet 2) reklamlarında Defne Joy Foster’ın
oynadığı bir gofret markası.
** Murathan Mungan’ın “Kırılgan” adlı şiirinden.
*** Simyacı, Paulo Coelho
O öldü ve biz
aniden büyüdük
nihan şahin
T
ürkiye Araştır-
mac ı l a r Der -
neğ i ( TÜAD)
taraf ından bu
y ı l 14’üncüsü
düzenlenen Araşt ı rma
Zirvesi, İstanbul Conrad
Ho t e l ' de ger ç ek l e ş t i .
Türkiye'nin önde gelen iş
adamlarının, deneyimle-
riyle zenginleştirdiği bu
zirvenin konusu “değişim”
oldu. Zirve moderatörlü-
ğünü Yrd. Doç. Dr. Fatoş
Karahasan’ın yaptığı konfe-
ransta dördü yabancı yirmi
üç konuşmacı, değişimin
kendi sektörlerine yansı-
malarını anlattı. Zirve’nin
açılış konuşmasını yapan
TÜAD Başkanı Ali Levent
Orhun, derneğin çalışma-
larını dile getirdi.
Zi r ve’ye kat ı ld ı kt an
hemen sonra İç İş ler i
Bakanlığı görevini Osman
Güneş’e devreden Prof.
Dr. Beşir Atalay, “Dev-
let te Değ i ş im” tema l ı
sunumunda, son on sene
içer isinde Türk iye’nin
yaşadığı paradigma deği-
şimine değindi. Otoriter,
hantal ve şeffaf olmayan
devlet yapısından, insanı
merkeze alan bir yapıya
geçildiğini anlatan Atalay,
gerçekleştirdikleri sosyal
restorasyon ile değişimin
özüne insanı koyduklarını
belirtti.
“İş Dünyasında Deği-
şim” temalı sunumunda
Voda fone İcra Kurulu
Başkanı Serpil Timuray,
günümüzde bilgi paylaşı-
mının hiç olmadığı kadar
hızlandığına ve varlıkların
giderek Asya’ya kaymaya
başlayacağına değindi.
TeknoSa Genel Mü-
dürü Mehmet Nane ise
Türk iye’de perakende
sektörünün GSYH’den
daha hızl ı büyüdüğünü
vurgularken Yapı Kredi
Yönetim Kurulu Başkanı
Tayfun Beyazıt, “Bir Ban-
kacı Gözüyle Neyi Doğru
Yaptık?” ve Abdi İbrahim
CEO’su Nezih Barut “Sağ-
lık Sektöründe Değişim”
konular ına değ ini rken
Grey Türkiye CEO’su Al-
per Üner ve Grey İspanya
CEO’su John Lynn de
ortak yaptıkları sunumda
reklamcıl ık sektörünün
dinamiklerini aktardılar
Ayrıca “Dijital Değişim”
panel inde sahibinden.
com CEO'su Burak Ertaş,
yemeksepeti.com CEO'su
Nevzat Aydın, markafoni.
com CEO'su Sina Afra,
The Coca Cola Company
İnteraktif Pazarlama Mü-
dürü Yüce Zerey ve Google
Türk iye Ül ke Müdürü
Bülent Hiçsönmez söz aldı.
“Pazarlamanın Değişen
Yüzü” temalı konuşmasıyla
ikinci günkü açılış, Know-
ledge K inet ics CEO'su
Gaurav Bhalla tarafından
yapıldı. Bir şirketin başa-
rısınınmüşteri memnuni-
yetinden geçtiğine dikkat
çeken Bhalla; Tunus, Mısır
ve Libya’daki ayaklanmalar
ile müşteri memnuniyeti
tezi arasında i lg inç bir
benzerl ik olduğunu da
savundu.
Mey İçk i Paza rl ama
Direktörü Çiçekten Becel,
rakı kültürünü anlatırken
“Kaostan Faydalanmak”
kitabının yazarı ve trend-
hunter.com'un kurucusu
Jeremy Gutsche, dinleyi-
cileri, yenilikten korkma-
maları gerektiği konusunda
cesaretlendirdi.
“Hızlı TüketimMalları”
panelinde TÜAD Başkanı
Ali Levent Orhun, Eczacı-
başı GenelMüdürüCoşkun
Bedük, Kraftfoods Genel
Müdürü Kostas Vlachos,
P&G Yönet im Kur u lu
Başkanı Saffet Karpat ve
Coca-Cola Asya-Avrupa
Grup Pazarlama Direktörü
Therese Gearhart görüş-
lerini paylaştı. Son olarak
medyadak i paradigma
değişimine dikkat çeken
Doğan TV Program Plan-
lama Araştırma Müdürü
Erk in Zincidi, i let işim
a raçl a r ı nda bek lenen
birleşmenin gerçek leş-
meyeceğ ine; telefon ve
televizyonların, teknolojik
gelişimlerini birbirinden
ayrı olarak sürdüreceğine
değindi.
Değişimi yönetmek
ETKİNLİK
14. ARAŞTIRMAZİRVESİ
SEKTÖREL
E-TİCARET
Pazarınhacmi
büyüyecek
İ
ki bin dokuz yılı hariç
son beş yıldır yüzde
50’nin üzerinde bü-
yüyen e-ticaret, per-
formansıyla yabancı
yatırımcıların da odağı.
2000’lerin başında birkaç
yüz mi lyon dolar düze-
yinde olan pazarın hacmi
2009’da krize rağmen 10
milyar lirayı geçti. 2010’da
da yüzde 50 büyüyerek 15
milyar liraya yükseldi. En
hızlı büyüme ise seyahat,
özel alışveriş kulüpleri ve
grup satınalma sitelerinde
yaşandı. Kredi kart ıyla
yapı lan her 100 l i ral ık
harcamanın 7 lirası sanal
mağazalarda gerçekleşti.
Pazarın en önemli artıla-
rının başında genç nüfus
ve internet kullanımının
h ı z l a a r tmas ı gel i yor.
Türk iye’nin, 32 mi lyon
i nternet kul anıc ı s ıyl a
Avrupa’nın 4’üncü ülkesi
olması, yabancı yatırımcı-
ların ilgisini çekiyor. Buna
karşın, güvenlik sorunu ve
kanuni düzenlemelerdeki
eksiklikler de dezavantaj
olarak karşımıza çıkıyor.
‘3D Secure’ ile güvenlik
sorunuaşılmaya çalışılsada
bu yıl İngiltere ve Fransa’da
başlayan chip&pin uygula-
masının ülkemizde de ha-
yata geçirilmesi bekleniyor.
E-ticaretle i lg i l i bek-
lentiler, pazarın daha da
büyüyeceği yönünde. Asıl
büyüme, bu yıl ve 2012’de
bekleniyor. Bankalararası
KartMerkezi’nin verilerine
göre, 2011 sonunda pazarın
cirosu25milyar lira olacak,
yani pazarda yüzde 67’lik
büyüme yaşanacak.