Page 2 - gennaration17.indd

Basic HTML Version

TEMMUZ 2011
MARKA
BİR AZERBAYCANMARKASI
a. selim tuncer
Genna Pazarlama İletişimi
Hizmetleri A.Ş. adına
İmtiyaz Sahibi
A. Uğur Alparslan
Genel Yayın Yönetmeni
Yunus Baran
Editör
Aycan Türk
Sorumlu Yazıişleri Müdürü
Veysel Çil
Yayın Stratejileri
Yönetmenleri
Canan Özsoy,
M. Sedef Tenim Kayaokay
Yaratıcı Yönetmenler
Başar Kurt, İrde Yıldız
Haber Masası
Ayşegül Elmas, Emel Çimen,
Eren Kolbek, İlknur Yenihayat
Serap Salmanoğlu,
Sanat Ekibi
Abdullah Yaşar, Aykut Yöney,
Cihan Turan, Feryal İş,
Kayhan Başpınar,
Kezban Ekrem, Önder Öncel,
Şükran Gülen
Redaksiyon
Nihan Şahin
Sayfa Düzeni
Sertan Vural
Grafik Ekibi
Afşin Bayır, Gökhan Mutlu,
Onur Demirtaş, Tuğşat Ergen
Fotoğraf Yönetmeni
Ersin İleri
Çevirmen
Füsun Elmacı
IT Sorumlusu
Fatih Bektaş
İdari İşler
Kibar Özüt, Esma Güler
Destek Hizmet Ekibi
Ali Kartal, Ferdi Kaynayan,
Hülya Biber, Mehmet Çil,
Refika Salmanoğlu, Sevil Kelep,
Turan Ayata
Basıldığı Yer
Fabrika
Basım
Dağıtım
Aras
Yönetim Yeri
Levent Mah. Emel Sk. No: 5
1. Levent 34330 İstanbul
Tel: (212) 284 98 88 (pbx)
Faks: (212) 284 43 83
bilgi@gennaration.com.tr
www.gennaration.com.tr
twitter.com/gennaration
friendfeed.com/gennaration
www.genna.com.tr
AYLIK REKLAMCILIK GAZETESİ
SAYI: 19, TEMMUZ 2011
“Yeşile anlam vermeden sarıya anlam vermek güçtür”
"Karşıtları birleştiren
renktir sarı. Hem
sadakatin hem ihanetin
rengidir bu yüzden.
Altın ve sarı. Güneş ve
sarı. Ne garip değil mi,
nikâhın da zinanın da
rengi sarıdır."
SEKTÖR
REKLAMHARCAMALARI
Pasta
büyüyor
Yeni Gülüstan
market raflarında
N
ielsen Global
AdView Pul-
se ver i ler ine
göre, 2011 ilk
çeyreğinde
global reklamharcamaları
yüzde 8.8 arttı. Nielsen
ver i ler inde geleneksel
mecralar arasında özel-
likle televizyon harcama-
larının arttığı görülürken,
Latin Amerika ve Asya'da
tüketici piyasasının bü-
yümesi de dikkat çekti.
Televizyon reklam har-
camaları geçen yıla göre
yüzde 11.9 arttı. Radyo,
dergi ve gazete gibi diğer
geleneksel medya mecra-
ları arasında, televizyo-
nun rek lam harcaması
pay ı hem gel işmiş hem
de gelişen ekonomilerde
y üzde 63.5 ' t en y üzde
65.3'e çıktı.Radyo, gele-
neksel mecralar arasında
r e k l am h a r c ama l a r ı
göz önüne al ındığ ında
TV'yi en yakından takip
eden mecra. 2011' in i lk
çey reğ i nde yüzde 8.5
yükselen radyo rek lam
ha rcama l a r ı n ı , yüzde
6.4 ile dergiler takip etti.
Gazetelerde sadece yüzde
1 artış gerçekleşti. Global
reklam harcamasındaki
büyümeye gelişen bölgeler
ivme kazandırıyor. 2011'in
i l k çey reğ i nde, g loba l
reklam harcamaları Asya
Pasifik'te yüzde 12.4, La-
tin Amerika'da yüzde 11
artış gösterdi. Mısır'daki
reklam harcamaları yüz-
de 51.3 düştüğü halde,
Asya/Af r ika bölgesinde
harcamalar yüzde 10.4
arttı. Batı Avrupa, dün-
ya market ler i arasında
rek lam harcamas ı nda
en az büyüyen bölgeydi.
To p l a m 2 . 9 b ü y üme
yaratan Avrupa ülkeleri
arasında Yunanistan, İr-
landa, İspanya ve İtalya'da
r e k l am h a r c ama l a r ı
azaldı. Türk iye (12.9),
Fransa (11.6 )ve Norveç
(10.2), Avrupa'da reklam
harcama lar ını art ı ran
ülkeler oldu.
MARKA
ANADOLUJET'İN İSTANBUL-gökçeada SEFERLERİ BAŞLADI
Gök�eadaartık
kapıkomşunuz
A
nadoluJet,
yurtiçi desti-
nasyonlarına
ülkemizin en
büyük adas ı
Gökçeada’y ı da ek ledi.
Gökçeada’da 88 mi lyon
TL’ye malolan ve geçen
y ı l açı lan havaa lanına
İstanbul’dan uçak seferleri
başlatıldı. AnadoluJet’in
Borajet işbi rl iğ iyle dü-
zenlediği uçak seferleri
Perşembe ve cumartesi
olmak üzere haftanın iki
günü karşı l ık l ı gerçek-
leşiyor. İstanbul Sabiha
Gökçen Havalimanı’ndan
Gökçeada’ya 89 lira ile 149
lira arasında değişen fiyat-
larla seyahat edilebiliyor.
Anadolujet ve Borajet
ortak l ığ ında perşembe
ve cumartesi günleri ya-
pılacak uçak seferlerinin
ilkinde, İstanbul Sabiha
Gökçen Havalimanı’dan
havalanan uçakla, Ulaştır-
ma Bakanı Binali Yıldırım
da Gökçeada’ ya uçt u.
Gökçeada Havaalanı’nda
uçak seferlerinin başlaması
nedeniyle düzenlenen
törende konuşanUlaştırma
Bakanı Binal i Yı ldırım,
Gökçeada’yı uçak seferleri
ile buluşturmanınmutlulu-
ğunu yaşadıklarını belirtti.
Yıldırım, konuşmasında
"Çanakka le’de ada lara
ulaşımın aksamaması için
sürekli yapılabilmesi için
özel kanun çıkardık. Zarar
ederim diye seferleri kes-
mek yok. Bu ada şenlene-
cek. Çanakkale’den adalara
2003 yılında 1 milyon 600
bin ziyaretçi gelirken bugün
8,5 milyon ziyaretçi gelir
hale gelmiş. Bu havaala-
nından İstanbul’a haftada
iki gün sefer yapı lacak.
Ama bu seferlere siz sahip
çıktığınız oranda bunlar da
artacak. Haftanınher günü
yapılır hale gelecek. İcap
edecek başka vilayetlere
de sefer yapılacak. Nasıl
olacak. Siz bu uçuşlara
sahip çıkacaksınız. Ada-
mıza daha çok misafirin
gelmesini sağlayacaksınız."
dedi.
“Dünyada renk yoktur; renk, sadece bakanın gözünde
ve beyninde oluşur. Nesneler ışığın farklı dalga boylarını
yansıtırlar; ancak bu ışık dalgalarının rengi yoktur.” diyor
Daniel C. Dennett.
Fiziğin ve insan algısının temel konularından biridir bu...
Neden bir portakal turuncudur? Veya bir domates neden
kırmızıdır? Bu nesneler geçirgen olmadıkları için ışığı
yansıtırlar. Onlarda gördüğümüz renk, yansıyan ışığın
türüne göre değişir.
Portakalın molekül yapısıyla domatesinki birbirinden farklı
olduğu için farklı renkler yansıtırlar. Işık, portakala çarptığı
zaman, molekül özelliği nedeniyle portakal, yukarıdaki
fotoğrafta görüldüğü gibi turuncu dışındaki tüm renkleri
emer, turuncuyu ise yansıtır. Domates ise kırmızı dışındaki
tüm renkleri yutarak yalnızca kırmızıyı dışarı yansıtır.
Öyleyse nesnenin gerçek renginin ışıktan emdiği dalga
boyu, onda olmayan tek rengin ise yansıttığı renk olduğunu
söyleyebilir miyiz? Yani bu durumda belki de portakalın
gerçek rengi mavidir. Aslında deniz mavi, çimen yeşil, ayva
sarı, gül de kırmızı olmadığı için bize o renklerde görünürler
ve kendi “gerçek” renklerini kendilerine saklarlar.
Böyle midir acaba?
* * *
Genelde yazılarımda temaya bağlı kalmamakla birlikte,
arkadaşlar gazetemizin bu sayısının ana temasının renk
olduğunu söyleyince Dücane Cündioğlu’nun geçen yıl
okuduğum “Bir rengin günahı” başlıklı yazısı geldi aklıma...
Aklımda kaldığına göre o yazıyı önemsemiş olmalıyım.
Aradım ve buldum. Bu ay köşemi bu yazıya tahsis etmek
istiyorum. Yer sorunu nedeniyle birkaç paragrafını çıkararak...
Buyurun:
- “Yeşile çalan kükürdün renginde hoşa gitmeyen bir şey
vardır.”
(So hat die Farbe des Schwelfs, die ins Grüne fällt, etwas
Unangenehmes.)
Goethe’nin bu kâhince tesbitinin hakkını verebilmek için
kükürdün o sevimli sarı rengini hatırda tutmak gerekir
öncelikle.
Yeşile çalan, yani kirlenen sarının hikâyesi dramatik değil,
trajiktir.
Hem güneşin hem altının rengi olan o soylu sarıyı soy-
suzlaştıran tek şey yavaşça kirlenmesidir. Yeşile çalması,
küflenmesi, sonra da kararması...
Biraz kirlenmeye görsün günaha bulanmış gibi kabul
edilir sarı.
Bütün heybetini kaybeder.
Asaletini.
* * *
Sarı ve günah.
Bir renk ve bir eylem.
İkisinin arasındaki bağlantının farkında mıdır acaba
idrakimiz?
Sarının ve günahın...
Daha açıkçası günahkâr sarının...
Nitekim sarı rengin doğasında uğursuz bir şeylerin olup
olmadığından kuşkulanır Sergei Eisenstein.
Ve Frederic Portal’ın 1857 tarihli kitabına müracaat
eder: “Eskiçağ’da, Ortaçağ’da ve Yeniçağ’da Simgesel
Renkler Üzerine”.
Yazar, sarı rengin tarihinde kalleşliği, ihaneti ve günahı görür.
Karşıtları birleştiren renktir sarı. Hem sadakatin hem
ihanetin rengidir bu yüzden. Altın ve sarı. Güneş ve sarı.
Ne garip değil mi, nikâhın da, zinanın da rengi sarıdır.
Sarının simgesel anlamlarının Hristiyan kültürünce belir-
lendiğine işaret eder, Havelock Ellis.
Hristiyanlık, sarıyı hasedin rengi hâline getirir. Kıskançlığın
ve çekememezliğin...
* * *
İsa’ya ihanet eden Judas'ın rengi sarıydı meselâ.
Bu nedenle Batı toplumlarında Yahudiler hep sarı giymek
zorunda bırakılmışlardı.
Kapıları bile sarıya boyanırdı. Haçları da mumları da sarı
renkliydi.
Naziler de Yahudileri sarı renkli Davud Yıldızı'yla dolaş-
maya zorlamışlardı.
Yunanlı ve Romalı fahişelerin giyimlerinden ilhamını alan
Hristiyanlık ister istemez sarıyı şehvetin alâmeti olarak
tanımlamıştı. Şehvetin, yani zinanın.
Bir de muhtemelen altının.
Altın, güç ve iktidarın simgesi. Acının, zulmün, ihanetin...
Rengi de öyle.
Tıpkı “Sarı Sendika”cılar gibi, güçle ihanet birleşir sarıda.
Güneşin ve altının renginde.
Paris argosunda “Sa femme le peignet en jaune de la
tête aux pieds” denilmesinin nedeni bayağı derinlere iner:
“Karısı onu (kocasını) baştan ayağı sarıya boyuyordu.”,
yani boynuzluyordu.
Sarı Balo (Un bal jaune) bile gerçekte “boynuzlu erkekler
balosu” anlamına geliyordu.
İngiliz argosunda durum farklı mıydı sanki?
Değildi, zira “to wear yellow hose/stockings” (sarı don/
çorap giymek) kısaca ‘boynuzlanmak’ demekti.
* * *
Ortaçağ İspanyasında cellatların resmi elbiseleri ne renk-
ti? İki renkliydi: sarı ve kırmızı. İlki ihanetin simgesiydi,
ikincisi ise cezasının...
Yasak ilişkiden söz açılır da Adem-Havva kıssasının en
önemli motifi yasak meyve unutulur mu? Bazı ,Yahudi
âlimlerin yasak meyvenin limon olduğunu iddia etmeleri
boşuna değildi. Elma veya portakalın tatlılığına karşın
limonun ekşiliği...
İslâmî kaynaklarda yasak yiyeceğin arpa veya buğday
olduğuna dair kayıtlar da vardır.
Yasağın rengi hep sarı.
* * *
Sarının ışığa en yakın renk olduğunu söyleyen Goethe,
yine de bu rengin arı ve parlak tonlarının hoşa gittiğine ve
fakat kirlendiğinde son derece kötü etki yaptığına işaret
etmekten kendini alamaz.
- “Sarı renk, donuk ve pürüzlü yüzeylere verildiğinde
-örneğin sıradan kumaşa, keçeye, vb.- bunların üzerinde
tüm canlılığıyla görünmez ve bu durumda sözü geçen
kötü etki hemen kendini belli eder. Ufacık, belli belirsiz bir
değişiklikle alevin ve altının güzel izlenimi 'pis' vurgusundan
kurtulamayacak bir şeye dönüşür; saygın ve soylu renk,
böylece alçaklık ve iğrençliğe çevrilir. Belki de iflas edenlerin
giydikleri sarı şapkaların ve Yahudilerin cübbelerindeki
sarı çemberlerin kökeni bu izlenimden ileri gelse gerek...”
Kur’an’da kullanılan sarı-yeşil bağıntısını hatırlamasını
bekleyemeyiz, Alman şairden.
Yaşamın rengidir yeşil, çöle inat. Çöl ise kurumanın, çü-
rümenin, hiçliğin rengi. Bitkiler canlılığını yitirdiklerinde
sararırlar. Ölürler.
Sarı hayra alâmet değildir bu yüzden. Canın çekilişi,
korkununsa gelişidir.
* * *
Sesler ile renkler arasındaki bağıntıyı büyük tutkuyla
inceleyen Rus yönetmen Eisenstein’ın şu uyarısı meseleyi
ne farklı bir mecraya kaydırıyor, değil mi?
- “Sarı renge yüklediğimiz özelliklerin çoğu, izgede onun
hemen komşusu olan yeşil renkten türemektedir.”
Yeşile anlam vermeden sarıya anlam vermek güçtür.
hastası olarak söylüyo-
rum.” Reklamcılığa 1972
yılında gazetede gördüğü
bi r düzeltmen i lanına
başvurarak Manajans’ta
başladı Hul k i Aktunç.
O da bi r dönemin tüm
edebiyatçı lar ı g ibi yolu
r ek l am s ek t ö r ü nden
geçenlerden. 1980 yılın-
da 12 Eylül darbesinin
yapıldığı, ortalığın allak
bullak olduğu gün kendi
ajansı Yaratım’ı kurdu.
Uzun süre FCB ile ortaklık
yürüttü. 1990’da yayımla-
dığı Büyük Argo Sözlüğü
uzun yıllar en çok satan
kitaplar arasında yer aldı.
1999’da Reklamcılar Der-
neği Başkanlığı’na seçildi
ve ik i dönem bu görev i
sürdürdü. “Bence BMC”
ya da ucuz detarjan ABC
için “Farkı fiyatı” gibi slo-
ganların yaratıcısı Hulki
Aktunç, rüzgar gülünden
esinlenerek oluşturduğu
“Reklam Gülü” modeliyle
rek lam üret im süreci-
ni şöyle tanıml ıyordu:
" Gü z e l i b u l ma k h e r
z ama n g üç ve ç i l e l i .
Çünkü güzel her gün,
ha t t a her an değ i ş i r.
Reklamlar dörde ayrılır:
Doğru-Güzel, Doğru-Çir-
kin, Yanlış-Güzel, Yanlış-
Çirkin." Hulki Aktunç’un
ReklamGülü’ne de değin-
diğimiz ‘Est-etik’ başlıklı
yazıyı Gennaration’un 3.
sayısında bulabilirsiniz.
Reklamgülü
öksüz kaldı
DEĞERLERİMİZ
HULKİ AKTUNÇ'U kaybettİk
A
zerbaycan’ın
en çok t er -
c i h e d i l e n
içecek mar-
kalarından
Gülüst an, yen i amba-
lajıyla raf lardaki yerini
aldı. Gülüstan’ın şişesi
ve et i ket ler i tamamen
yenilendi ve Genna MCG
kreatif ekibi taraf ından
tasarlandı.
Vişne, tarhun, şeftali,
portakal, armut, elma ve
limon aromalı tatlarıyla
tüketiciye farklı lezzet
s eçenek l er i sunan
Gülüstan, 0,5, 1, 1,5
ve 2 litrelik hacimlere
sahip farklı ebatlarda-
ki şişelerde satılıyor.
Azerbaycan’ın alkol-
süz içecekler üreten
saygın şirketlerinden
Taj MMC’nin markası
olan Gülüstan, Kafkas
d a ğ l a r ı n ı n y ü k s ek
kaliteli doğal suyuyla
üret i l i yor. 1997 y ı -
l ında kurulmuş olan
Ta j MMC, çok k ı s a
zamanda iç pazarda
sektöründe l iderl ik ko-
numu n a y ü k s e l m i ş ;
şirketlerden biri.
Şirket, aynı zamanda
Kaf kas dağla-
rının efsanevi
suyunu Aquav ita mar-
kasıyla pazara sunuyor.
Aquavita da çok kısa za-
manda yeni ambalajlarıyla
raflardaki yerini almaya
hazırlanıyor.
doğru
yanlış
doğru-çirkin
yanlış-çirkin
yanlış-güzel
çirkin
güzel
doğru-güzel
R
eklam dünyası
bi r büyüğünü
daha kaybetti.
Yaza r ve rek-
l a mc ı Hu l k i
Aktunç, 29 Hazi ran’da
aramızdan ayrıldı. Şi ir,
öykü ve romanlarıyla ede-
biyat alanında birçok ödül
kazanan kendi deyimiyle
reklamcı-edebiyatçı ya da
edebiyatçı-reklamcı Ak-
tunç uzun süredir kanser
i le mücadele ediyordu.
Aktunç kendini şöyle ta-
nımlardı: “Ben bir dil ada-
mıyım. Dil Adamı derken
uzman bir dilci anlamında
değil de, Türkçe’nin bir