Page 2 - gennaration5.indd

Basic HTML Version

KASIM 2011
a. selim tuncer
Genna Pazarlama İletişimi
Hizmetleri A.Ş. adına
İmtiyaz Sahibi
A. Uğur Alparslan
Genel Yayın Yönetmeni
Yunus Baran
Editör
Aycan Türk
Sorumlu Yazıişleri Müdürü
Veysel Çil
Yayın Stratejileri
Yönetmenleri
Canan Özsoy
M. Sedef Tenim Kayaokay
Yaratıcı Yönetmenler
Başar Kurt
İrde Yıldız
Haber Masası
Arzu Yaraş, Ayşegül Elmas,
Emel Çimen
Eren Kolbek, İlknur Yenihayat
Serap Salmanoğlu
Sanat Ekibi
Abdullah Yaşar, Aykut Yöney
Cihan Turan, Kayhan Başpınar
Kezban Ekrem, Önder Öncel
Redaksiyon
Nihan Şahin
Sayfa Düzeni
Sertan Vural
Grafik Ekibi
Afşin Bayır, Gökhan Mutlu
Onur Demirtaş, Tuğşat Ergen
Fotoğraf Yönetmeni
Ersin İleri
Çevirmen
Füsun Elmacı
IT Sorumlusu
Fatih Bektaş
İdari İşler
Kibar Özüt, Esma Güler
Destek Hizmet Ekibi
Ali Kartal, Ferdi Kaynayan
Hülya Biber, Mehmet Çil
Refika Salmanoğlu, Sevil Kelep
Turan Ayata
Basıldığı Yer
Fabrika
Basım
Dağıtım
Aras
Yönetim Yeri
Levent Mah. Emel Sk. No: 5
1. Levent 34330 İstanbul
Tel: (212) 284 98 88 (pbx)
Faks: (212) 284 43 83
bilgi@gennaration.com.tr
www.gennaration.com.tr
twitter.com/gennaration
friendfeed.com/gennaration
www.genna.com.tr
AYLIK REKLAMCILIK GAZETESİ
SAYI: 23, KASIM 2011
Ya kültürün yaratıcısı olmak ya da estetik yozlaşmanın parçası…
insanı diğer
canlılardan ayıran
en önemli farklardan
biri “güzelleştirme”
iradesine sahip
olmasıdır. yine onu
bir kelebekten ayıran,
aynı zamanda elinde
infilak gücü yüksek
“çirkinleştirme”
bombaları
bulundurmasıdır.
E
stetik değerlere ilişkin yargıların öznel mi, yoksa
nesnel mi olduğu, yani estetik değerlerin nesne-
nin bizzat kendisinde mi bulunduğu veya tam
tersine estetik yargıda bulunan kişinin zihinsel
algı sisteminin bir sonucu olarak mı ortaya çıktığı
yüzyıllardır tartışılagelmiştir. Belki daha da tartışılacaktır.
Yok yok, ilk paragraf hemen gözümüzü korkutmasın, öyle
derin estetik felsefesi konularına falan dalacak değilim. Sadece
yazının konusuna bir yerden girmem gerekiyordu, burası iyi
geldi. İsterseniz, yine de ilk paragrafta yer alan soruya bir
cevap arayabiliriz tabii. Siz ne dersiniz; güzellik insanın içinde
midir, yoksa nesnenin kendisinde midir?
Ben diyorum ki, her ikisi... Yani insan önsel (a priori) olarak
ilkel bir güzellik yargısına sahiptir. Sonrasında ise öğrenerek
geliştirdiği daha kompleks bir yapıya dönüşür bu... Hatta öyle
ki, sosyo-kültürel bir faktör olarak, içinde bulunduğu topluma
göre farklılaşan bir değerler sistemi halini alır. Amerikalı dil-
bilimci ve düşünür Noam Chomsky’nin, eğer insanın özünde
doğuştan getirdiği bir konuşma melekesi olmasaydı, daha
sonra ana dilini öğrenmesinin mümkün olamayacağını ileri
sürmesi gibi bir şey işte...
Güzelliği algılamak yanında bir de üretmek var. İlkel toplu-
luklarda doğal ve kendiliğinden üretilen güzellik antropolojik
bir gerçektir. Güzel midir, güzeldir. Sizi tatmin etmese bile
güzeldir. Mesela, bir Anadolu köyünde bir genç kız, çeyiz
koleksiyonu için üreteceği birçok dantel işini geleneksel
tevarüs yoluyla öğrenmiştir ve işini profesyonel bir yardım
almadan gerçekleştirir. Yarattığı eser ise, kendi sınırları içinde
değerlendirildiğinde, eleştirilemeyecek ölçüde “güzel”dir. Bir
müzik eseri eleştirilebilir, ama bir türkü bildiğiniz gibi bundan
muaftır; eleştirilmekten çok, analiz edilir. Gündelik eşyalardan
mimariye, bahçecilikten kılık kıyafete, süsleme sanatlarından
takılara kadar birçok tezahürü bu gözle değerlendirebilirsiniz.
Değerler felsefesi olan aksiyolojinin konularından iyilik, güzellik
ve doğruluk insanlığın evrensel değerleri arasında yer alır.
Ancak bu değerler, farklı uygarlıklarda farklı şekiller alabilir.
Öz değişmese bile tezahürler farklılaşır ve kültürün bir parçası
haline gelir. Kızılderili kilimleriyle Türk kilimlerinin birbirine
benzemesi nedeniyle iki kavim arasında akrabalık aramak
yerine başka bir ortaklığa işaret etmek daha doğrudur. Tüm
dünyada, hiç birbirini tanımayan ırkların çocuk şarkılarında
birebir aynı melodileri duyduğumuz gibi... Henüz karmaşık
toplumsal süreçleri yaşamayan zihinlerin benzer güzellikler
ürettiğini söyleyebiliriz.
İnsanı diğer canlılardan ayıran en önemli farklardan biri
“güzelleştirme” iradesine sahip olmasıdır. Yine onu bir
kelebekten ayıran, aynı zamanda elinde infilak gücü yüksek
“çirkinleştirme” bombaları bulundurmasıdır. Yani “daha
güzel”i yaratma iradesi, aynı zamanda “çirkinlik” üretmenin
de temelini oluşturmaktadır.
İnsanın neden “çirkinlik” de ürettiğiyle ilgili bir soruya çeşitli
cevaplar verilebilir. Bunlardan biri, bana göre belki de en
önemlisi değerler çatışmasıdır. Yani, kendi kültürel değerle-
riyle, kendi kendine rahat ve huzur içinde yaşayan ve kendi
değerler sistemi içinde güzellikler yaratmayı sürdüren bir
toplum, tarihinin bir döneminde farklı değerler sistemiyle
yüz yüze gelir ve afallar. Bu afallama ve apışmanın sonucu
oluşan içselleştirme sorunları çirkinliklerin ve yozlaşmaların
da dinamiğini oluşturur. Bu durum ne kadar devam eder?
Herhalde bir insan ömrünü aşacak kadar uzun bir süre...
Birey temelinde, toplumsal katmanlar temelinde yaşanan
çatışmalar ise belki daha kısa bir sürede durulabilir.
Şimdi biraz bizim havalara doğru yelken açalım. Bana
göre reklam, hem kültürün yaratıcısı hem parçası hem de
yansıtıcısıdır. Estetiğin de içinde yer aldığı kültürel değerler,
semboller ve normlar, iletişimcilerin kaçınılmaz olarak kulaç
atmak zorunda olduğu engin bir denize benzer. Kritik soru
şu: Bir deniz yerine vahşi bir bataklıkla karşı karşıya kalırsak
ne yapacağız?
Hasan Bülent Kahraman, 18 Haziran 2008 tarihli Sabah’taki
köşesinde, estetik açıdan yaşanan toplumsal çalkantıya değindi.
Kahraman, “Estetik sağırlık” başlıklı yazısına “Öyle seçkincilik
falan olarak görülmesin ve kimse kusura bakmasın ama ben
Türkiye'de bir yolculuk yaparken veya herhangi bir kentte
bir yerden bir yere giderken çevremde gördüğüm, insan
eliyle yapılmış şeyler arasındaki düzensizlik ve uyumsuzluk
karşısında bir iç sıkıntısına kapılıyorum.” diyerek başlıyor ve
konuyla ilgili analizine devam ediyor: “Osmanlı'nın kendine
özgü, kendi içinde uyumlu, her düzeyde belli bir bütünlük
sunan estetiğinden bu derecede vahşi, ham ve uyumsuz bir
sıradanlığa Türkiye nasıl düştü, sorusunun cevabı üstünde
düşünmediğimiz içindir ki, bugün Türkiye'de sadece este-
tik planda değil toplumsal ve siyasal planda da derin bir
çalkantının içinde yaşıyoruz. Galiba bu tespitimle yukarıda
sorduğum soruya da bir yanıt vermiş oluyorum: Bugünkü bu
ters, biçimsiz ve çarpık estetik büyük ölçüde bizim toplum
içinde yaşadığımız uyumsuzluğun, uyuşmazlığın bir yansıması.
Böyle bir durumun ortaya çıkması geniş ölçüde Cumhuriyet
döneminde yaşadığımız estetik tükenişin de bir sonucu.”
Şimdi, daha önce bazı yazılarımda dile getirdiğim bir hususu
burada tekrarlamam yerinde olacak. İnsan zihnine gelen bir
bilginin algılar içinde yer edebilmesi için, orada, sinyallerin
denk düşeceği ve yapışacağı başka bilgiler olması gerekiyor.
Eğer yapışacak bir şey bulamazsa yeni gelen bilgiler uçuşup
gidiyor. Ya da şöyle söyleyelim; bir insanla iletişim kurmak
istiyorsak onun zihninde var olan ve göndereceğimiz mesajın
yapışacağı neler olduğunu dikkate almak zorundayız. Konuyu
biraz daha açacak olursak, diyebiliriz ki, zihinde bir bina inşa
etmek istiyorsak, orada bir subasmanın olması gerekiyor.
Frederic Vester şöyle diyor: “Gelen enformasyonla kişinin
hafıza içeriği (ve temel beyin programı) arasında bir rezo-
nans (benzerlik ve birlikte titreşim) olması gerekmektedir.”
Ama bir de şöyle bir ilke var: Zihin, birbirine benzer şeyleri
de kabul etmiyor. Zihinde olanla dışarıdan gelenin birbirine
benzerliği bir kesişim (interference) oluşturuyor, içerideki bilgi
(subasman) dışarıdakini almaya değer bulmuyor ve kovuyor.
E, ne yapacağız o halde? Hem gönderdiğimiz yeni bilgilerin
bağlanacağı/yapışacağı benzer bir yer arıyoruz hem de zihin
benzer bilgileri değersiz bulduğu için kabul etmiyor. Zaten,
zurnanın malum sesi çıkardığı yer de burası... Bence öyle bir
şey yapacağız ki, inşa faaliyetini hem zihindeki subasmanın
üzerinde yükseltecek hem de yepyeni kombinasyonlarla
yepyeni ve özgün bir mimari eser ortaya koyacağız. Ben
buna “âşinâ orijinallik” diyorum. Yani hem tanıdık hem de
yepyeni ve özgün...
Peki, sağlam bir subasman yerine, yukarıda değindiğim gibi,
önümüzde toplumsal çalkantının ortaya çıkardığı bir bataklık
duruyorsa ne yapacağız? Reklamcılarımız arasında, reklamı
hem kültürün bir parçası hem de yansıması olarak gören ve
bu doğrultuda işler üreten çok ekol var. Reklama böyle bir
ideal, böyle bir misyon yüklediğim sanılmasın, ama tabii ki
işin zoru, aynı zamanda kültürün yaratıcısı da olabilmektir.
Yoksa, mevcut estetik yozlaşmanın bir parçası oluruz/olu-
yoruz. Ki bu, “ilkel güzellik”ten de daha geri bir durumdur.
Ara sıra bunu da düşünelim.
T
ürkiye Halkla
İl işki ler Der-
neği (TÜHİD)
tarafından
halk la i l işk i-
ler sektöründeki hizmet
kal itesini artt ı rmak ve
mesleki gelişimi destek-
lemek amacıyla bu sene
on bi r incisi gerçek leş-
t i r i lecek "Alt ın Pusula
Halkla İlişkiler Ödülleri"
yarışmasına başvurular
başladı. Yarışmaya katıl-
mak isteyen adaylar, 20
Ocak 2012 Cuma gününe
kadar www.altinpusula.
org sitesinden başvuru-
larını yapabilecek.
Kategor i ödül ler inin
yanı sıra bu y ı l, Büyük
Ödül ve Jüri Özel Ödülü'ne
ek olarak, TÜHİD'in Bir-
leşmiş Milletler Kalkınma
Teşkilatı UNDP ile yaptığı
işbirliği neticesinde, sos-
yal ve çevresel etkileri en
iyi ele alan projeye ‘UNDP
Özel Ödülü' ver i lecek.
Genç iletişimciler katego-
risine, iletişim fakültesi
öğrencileri "İstanbul Mar-
kasının İletişiminin Diji-
tal ve Sosyal Ortamlarda
Yönetilmesi" konulu proje
çal ışmalarıyla, bireysel
veya ekip olarak katılacak.
T Ü H İ D Y ö n e t i m
Kurulu Başkanı Fügen
To k s ü , a l t ı n p u s u l a
yar ışmasına her geçen
yı l i lginin artmasından
dolayı gurur duyduklarını
belirterek yeniliklerinin
de devam ettiğini söyledi.
11.yar ışmadan it ibaren
UNDP Özel Ödülü'nün
verilecek olmasının, Altın
Pusula'nın uluslar arası
boyutlarda değerlendirme
yaptığının göstergesi oldu-
ğunu vurgulayan Fügen
Toksü, her yıl yenilenen
kategor i ler iyle i let işim
eği l imlerinin yakından
takip edildiğini belirtti.
Toksü ayrıca, üniversite
öğ renci ler inin de sek-
töre hazırlanmalarında
yardımcı bir kaynak oldu-
ğunu sözlerine ekledi. 11.
Altın Pusula kategorileri
şöyle; Kurumsal İletişim,
GündemYönetimi, Kurum
İçi İletişim, Pazarlama
İletişimi ve Bütünleşik
Pa z a r l ama P r o j e l er i ,
Kriz İletişimi, Etk inl ik
Yöne t i m i , Ku r ums a l
Sorumluluk, Di j ital ve
Sosyal Medya İletişimi,
Siv i l Toplum Kuruluş-
ları, Kamu Kuruluşları,
Sponsor luk İ let i ş imi ,
Finansal Hi zmet ler ve
Yatırımcı İlişkileri, Medya
İ l işk i ler i, Uluslararası
Proje/Kampanya, Kate-
gori Dışı Projeler, Genç
İletişimciler.
SosyalMedyaderskitabıoldu
Halkla ilişkilerde
yarışmaheyecanı
SEKTÖREL
ALTIN PUSULA
Y
aşar Üniver-
sitesi İletişim
Fakültesi Halk-
la İl işki ler ve
Reklamcılık
Bölümü Öğret im Üyesi
Yr d . Do ç . D r. Öz l em
Alikılıç, “Halkla İlişkiler
2.0: Sosyal medyada Yeni
paydaşlar, Yeni Teknikler”
adlı kitabında, kurumları,
halkla ilişkiler uzmanlarını,
ajansları ve öğrencileri;
sosyal medyada çevrimiçi
paydaşlar ve yeni halkla
ilişkiler teknikleri ile buluş-
turuyor. Efil Yayınevi’nden
Ekim ayında çıkan ve tüm
yayınevlerinde bulunabilen
kitabında Alikılıç, halkla
i l i şk i ler uzman l a r ı na
müşterileri için bugünün
hızla değişen internet ve
çev r imiçi or tamlar ına
dair yaratıcı öneriler ve
yöntemler sunuyor. Sosyal
medyanın en önemli özel-
liklerinden biri olan karşı-
lıklı sohbetler ve etkileşim,
halkla ilişkilerle ilgili tüm
bilinen özellikleri özetler
durumda.
A l i k ı l ı ç k i t a b ı nd a ,
Podcast’ten VOD’lara, VNR
ve Sosya l Medya basın
bülteni hazırlamaktan,
sosyal medya ölçümleme-
sine, çevrimiçi f ırsatlar
yaratmaya; uygulamaya
yönel ik her tür yöntem,
halkla ilişkiler temelli teorik
kuramların gerçek yaşamla
buluşmasından, güncel ve
reel uyarlamalara kadar pek
çok bilgiye yer verdiğine
değiniyor. Halkla ilişkiler
mesleğinin geleneksel ka-
lıplarının, sosyal medya ve
çevrimiçi ortamlar sebebiyle
yeni bir şekle girdiğine de
değinen Alikılıç, “Halkla
i l i şk i ler uzmanlar ının
rolleri değişerek gelişiyor.
Günümüzde geleneksel
medya kadar sosyal medya-
nın da, bütünleşik iletişim
kampanyası içinedahil edil-
mesi gerektiği önemli bir
gerçektir. Bu gerçekten yola
çıkan ve yeni nesil halkla
ilişkiler çalışmalarına ışık
tutan bir kitap olmasına
çalıştım” diyor.
T
ipeez.com,
yaptığ ı anket-
l e r l e ç o c u k-
lar ın tüket im
alışkanlıkları
ha k k ı nda b i l g i veren
önemli bir kaynak oluyor.
Tipeez.com'un geçtiğimiz
günlerde yaptığı ankette,
çocuklara en çok hangi
içeceğ i sevd i k ler i so -
ruldu. 15 yaşın alt ında
1.1 milyonu aşkın üyesi
bulunan sitede üç gün
içinde anketi 5000'den
fazla çocuk cevapladı.
Çocukların en sevdik-
ler i içecek ler arasında
yaklaşık %37' l ik oranla
gaz l ı içecek ler bi r inci
sırada yer aldı. Su %21'lik
oranla ikinci, süt %19'luk
oranl a üçüncü içecek
olurken, sütü ayran ve
a rd ı ndan mey ve suyu
takip etti.
Çocukların favori içe-
ceklerinin gazlı içecekler
olması, gelecek nesillerin
sağ l ığ ı açısından olası
tehlikeleri de gösteriyor.
Uzmanlar, gazlı içecekle-
rin diş çürüklerine neden
olduğunu, asidik yapıları
sebebiyle sindirim sağlı-
ğını tehdit ettiğine dikkat
çekiyor. Üstelik fast food
tarzı beslenmeye eşl ik
eden gazlı içecekler, yük-
sek oranda şeker içerdiği
için obeziteye ve obeziteye
dayalı şeker hastalığına
da sebep olabiliyor. Bu se-
beple uzmanlar, davranış
ve tüketim alışkanlıkla-
rının şekillendiği küçük
yaşlarda, çocukları daha
sağlıklı içecekler tüketme-
ye özendirmenin önemine
dikkat çekiyor. Uzmanlar,
çocuk l a r ı n bes l enme
alışkanlıklarını değiştir-
mek için ebeveynlere ve
okul lara sorumluluklar
düştüğünün altını çiziyor.
ETKİNLİK
BRAND IS YOU
L
ondra merkezli
Saf f ron Brand
Consultants’ın
düzenlediği
Markanın Gele-
ceği konulu bir konferans
olan ”Brand is You“, her
y ı l Dünyanın bi r ülke-
sinde gerçek leşt i r i len,
sadece ismen davetli 100
kişinin katıldığı özel bir
etkinliktir. Saffron Brand
Consultants her yıl dün-
yanın önemli bir şehrinde
düzenled i ğ i exclus ive
marka etkinliğini, ikinci
kez İstanbul’da düzenliyor.
19-20 Ocak 2012 tarihle-
rinde gerçekleştirilecek
olan ‘‘Brand is You” Ulus-
lararası Konferansının
bu yı lki teması ‘‘Marka
Türkiye’’.
Farklı ülkeler, eyaletler
ve şehirler de şirketler
gibi marka geliştirebilirler
ve markalar stratejik bir
şek i lde yapı landırı ldığ ı
zaman enmerkezi rekabet
faktörü haline gelebilir.
Bir yer doğru bir kimlik-
le markalaştırıldığında,
marka diğer rakiplerinden
ayırır.”Place Branding”
tek bir konferansta ele
alınamayacak kadar büyük
bir konu, özellikle Türkiye
g ibi sonsuz kaynak lar ı
olan bir ülke söz konu-
suysa. Türkiye’nin önde
gelen iş dünyası liderleri
ile ülkemizin hak ettiği
marka değerini kazanması
yolunda atılması gereken
adımlar tartışılacak.
Güzel l i ğ i n ba k an ı n
gözler inde olduğu g ibi
markay ı da anlaml ı ve
değerl i k ı lan insanlar-
d ı r. Ma r k ay ı t a n ı n ı r
hale getirmek insanların
f aa l i yet ler i sayes i nde
gerçekleşir. Çoğu ülkenin
kaderi uluslararası sevi-
yede halkın görüşlerine
bağl ıdır. Ülkenin imajı
güven ve saygı yaratırken,
kalite, rekabet ve saygınlık
beklentisini de artırır.
‘‘Türkiye Markası’’ ile
ilgili geleceğe ışık tutacak
stratejileri katılımcılarla
paylaşmak üzere; İngiltere,
İspanya, Portekiz, Polonya
gibi ülkelere; Londra, New
York, Rio de Janerio gibi
dünya şehirlerine; Louis
Vuitton, Unilever, BMW,
Turkcell ve Digiturk gibi
güçlü markalara danış-
manl ı k h i zmet i veren
Saf f ron başkanı Wa l ly
Olins; Brand is You “Marka
Türkiye”de düşüncelerini
dile getirecek.
‘ ‘Brand i s you 2012
– Marka Türk iye’’ kon-
feransında devlet ve iş
dünyası önderlerinin yanı
sıra, sivil toplum kuruluş-
ları ve üniversitelerinden
seçkin isimler bir araya
gelip; aşağıdaki sorularla
Türkiyemarkasını masaya
yatıracaklar.
Türkiyemarkası
masayayatacak
KİTAP
HALKLA İLİŞKİLER 2.0
10�ocuktan
4’ügazlı
i�ecekseviyor
ARAŞTIRMA
ÇOCUKLAR VE İÇECEK