Page 2 - gennaration4.indd

Basic HTML Version

ARALIK 2011
a. selim tuncer
Genna Pazarlama İletişimi
Hizmetleri A.Ş. adına
İmtiyaz Sahibi
A. Uğur Alparslan
Genel Yayın Yönetmeni
Yunus Baran
Editör
Aycan Türk
Sorumlu Yazıişleri Müdürü
Veysel Çil
Yayın Stratejileri
Yönetmenleri
Canan Özsoy
M. Sedef Tenim Kayaokay
Yaratıcı Yönetmenler
İrde Yıldız
Haber Masası
Arzu Yaraş, Emel Çimen
Eren Kolbek, İlknur Yenihayat
Serap Salmanoğlu
Sanat Ekibi
Abdullah Yaşar, Aykut Yöney
Cihan Turan, Kayhan Başpınar
Kezban Ekrem
Redaksiyon
Nihan Şahin
Sayfa Düzeni
Sertan Vural
Grafik Ekibi
Afşin Bayır, Gökhan Mutlu
Onur Demirtaş, Tuğşat Ergen
Fotoğraf Yönetmeni
Ersin İleri
Çevirmen
Füsun Elmacı
IT Sorumlusu
Fatih Bektaş
İdari İşler
Kibar Özüt, Esma Güler
Destek Hizmet Ekibi
Ali Kartal, Ferdi Kaynayan
Hülya Biber, Mehmet Çil,
Sevil Kelep, Turan Ayata,
Özgül Hüyüktepe
Basıldığı Yer
Fabrika
Basım
Dağıtım
Aras
Yönetim Yeri
Levent Mah. Emel Sk. No: 5
1. Levent 34330 İstanbul
Tel: (212) 284 98 88 (pbx)
Faks: (212) 284 43 83
bilgi@gennaration.com.tr
www.gennaration.com.tr
twitter.com/gennaration
friendfeed.com/gennaration
www.genna.com.tr
AYLIK REKLAMCILIK GAZETESİ
SAYI: 24, ARALIK 2011
Beni ne doktorlar, ne mühendisler, ne marka uzmanları istedi de...
eski türk filmlerinde
cüneyt arkın’ın “naayır!
benim oğlum nokuyacak,
büyük adam olacak!”
nidaları kulaklarınızda
çınlayacaktır. “okuyup
adam olmak” düşüncesi
türk kültür kodları
arasında sağlam bir yer
teşkil eder.
E
lbette “marka uzmanları” diye bitmez bu söz... Hatta
pazarlamacı ve reklamcıların da iyi bir koca adayı
olarak görüldükleri söylenemez. Belki, doktorlar ve
mühendislerden sonra üçüncü sırayı alacak olan
meslek erbabı subaylar olabilir.
Tabii ki şimdilerde doktor, mühendis ve askerlerin meslek
olarak eski ulaşılmaz itibarları söz konusu değil, ama özellikle
mühendis ve askerlerin Türkiye’nin yaşadığı toplumsal değişim
ve dönüşümün, siyasal yaşamının ve Türk modernleşmesinin
beliryelici unsurları arasında yer aldıklarını, bu etkilerinin de
hâlâ bir şekilde sürdüğünü söyleyebiliriz.
Osmanlı’da eğitim sistemi ve medreseler, toplumda sınıf atla-
manın aracı olmuştur. Taşralı yoksul çocuklar okuyup devletin
önemli kademelerinde rol alabiliyorlar, ilmiye (üniversite), seyfiye
(askeriye) veya kalemiye (bürokrasi) sınıflarına katılabiliyorlardı.
Bu, Cumhuriyet döneminde de devam etmiştir.
Eski Türk filmlerinde Cüneyt Arkın’ın “Naayır! Benim oğlum
nokuyacak, büyük adam olacak!” nidaları kulaklarınızda çınla-
yacaktır. “Okuyup adam olmak” düşüncesi Türk kültür kodları
arasında sağlam bir yer teşkil eder. Bence burada, “okuma”nın
niteliğinden çok sonuçları önemsenmektedir. Nitekimbugün de,
okullarımızın niteliği pek tartışılmaz, ama üniversite kapılarında
yığılma, yani “okuyamama” daha fazla gündemimizi işgal eder.
Aslında “okumak” Türk toplumu için iş sahibi olmak demektir.
Osmanlı’nın son dönemlerinde modern okulların kurulması
çeşitli pratik ihtiyaçlar sayesinde oldu. Osmanlı ordusu savaş-
larda eski başarılarını sürdüremez duruma düşünce ordunun
modernizasyonu ve güçlendirilmesi amacıylaMekteb-i Harbiye,
Tophâne, Mühendishâne-i Bahrî-i Hümâyûn, Mühendishâne-i
Berrî-i Hümâyûn gibi okulllar kuruldu. Ordunun hasta ve yaralı
erlerine bakılmak için açılan Tıbhâne-i Âmire ve Cerrahhâne-i
Mâmûre’nin adı sonradan Mekteb-i Tıbbiye-i Askeriye oldu.
Kurulan Askerî Baytar Mektebi’nin işlevi ise, savaşlarda yara-
lanan atlara bakacak baytarlar yetiştirmekti. Tıp ve baytarlık
okulları çok sonradan sivilleşmişlerdir.
Tam burada, ünlü tarihçimiz İlber Ortaylı’nın şu tespitlerine
göz atmakta yarar var: “Türk inkılâbı teknik eğitime daha
eskiden başladığı için olsa gerek, mühendislik konusunda nihaî
başarıya ulaşmıştır. Türk inkılâbı tababet konusunda da nihaî
başarıya ulaşmıştır. Bugün Türkiye mühendislik ülkelerinden
birisidir, çok yakında da tababet, hekimlik ülkelerinden birisi
haline gelecektir. Fakat Türk inkılâbı; hukukçuluk, hukukşinaslık
dalında yeterince parlak, başarılı bir icraat gösterememiştir
ve bugüne kadar hukuk inkılâbımız tamamlanmamıştır. Gerçi
bunu hukukçulara söylediğiniz zaman reddederler, ama benzer
dallarda da böyle bir eksiklik söz konusudur, bunlardan biri
de Türk inkılâbının, Türk toplumunun değişmesinin edebiyat
sahasında kendini ifade edememesidir. Dahası Türk inkılâbı
içtimaî ilimler ve tarih sahasında kendisini tamamlayamamış-
tır. Türkiye finans sahasında birtakım bürokratlar, birtakım
uzmanlar yetiştirmiş olabilir ama, bu demek değildir ki, Türk
inkılâbı iktisat ilmi sahasında kendini tamamlamıştır. O sahada
da tamamlamamıştır.”
(Avrupa ve Biz, İlber Ortaylı, Türkiye
İş Bankası Kültür Yayınları, 3. Baskı, 2007, Sayfa: 85-86)
“Fransa’da Flaubert Salambo’yu yazmış; Madam Bovarie’yi
yazmış, Balzac var. Rusya’da Tolstoy çıkmış... Tolstoy’un Anna
Karenina’yı yazdığı yıllarda, düşünün, bizim Şemseddin Sami:
‘Türk milletinin romanı yok.’ diyor ve Taaşşuk-ı Talat ve Fıtnat
diye iptidaî bir roman yazıyor. Karşı taraf, artık bütün klasik
devri, modern romantik devri vs. bitirmiş, naturalist tiyatro devri
başlamış, Çehov’lar, Ibsen’ler ortalığı tutmuş.”
(a.g.e. Sayfa: 96)
Gördüğünüz gibi Ortaylı, mühendislik ve tıp alanları dışındaki
yetersizliklerimizi, tarihsel süreci analiz ederek çok anlaşılır
biçimde ortaya koyuyor. Hukuk, iktisat, tarih ve içtimaî ilimlerde
Türk inkılâbının tamamlanmamış olması, aslında toplumolarak
tek kanatla uçmaya çalışmaktan farksızdır. Ortaylı’nın kısaca
“içtimaî ilimler” olarak ifade ettiği sosyal bilimlerin altında hangi
dallar olduğunu hatırlarsak, kanatsız uçmaya çalıştığımızı bile
düşünebiliriz. Bazılarını sayalım: Antropoloji, iletişim bilimleri,
ekonomi, eğitim bilimleri, uluslararası ilişkiler, dilbilim, siyaset-
bilim, psikoloji, sosyoloji, filoloji, işletme ve felsefe...
Türkiye’nin, sorunlarının çözümünde “Elinde çekiç olan tüm
sorunları çivi olarak görür.” vecizesine uygun olarak davran-
dığını söyleyebilir miyiz? Evet. Yıllardır memleketi yöneten
kalkınmacı partiler, mühendisler ve yönetimde ortaklığı bir
türlü bırakmayan askerlerin ellerindeki çözümaraçlarının neler
olduğu Türk eğitim sistemininin gelişim süreci ve bu sistemin
yetiştirdiği insan kaynağının formasyonundan bellidir.
Türk ekonomisinin de neden bu kadar üretim odaklı, fabrika-
perest, fuarsever, hacimlere ve büyüklüklere bu kadar takıntılı
olduğunun cevabı bence burada gizlidir. “Soft power” yerine
“hard power”, zeka yerine kurnazlık, ikna yerine iddia, iletişim
yerine propaganda, birey yerine kitle, insan gibi çalışmak yerine
ölümüne çalışmak, pazarlama yerine satış, adil ve serbest
rekabet yerine münhasırlık anlaşmaları, eşdüzeyli ilişki yerine
tahakküm, özgünlük yerine taklit, soyut yerine somuta neden
bu kadar meraklı olduğumuzu da cevaplıyor bu...
Hemen şunu söyleyeyim; ne mühendisler ne doktorlar ne de
askerlerdir bunun sorumluları... Bu nedenle, çeşitli mesleklere
ve meslek erbabına yönelik bir itham asla söz konusu değildir;
uçmamızı engelleyen şey, ikinci kanadın olmamasıdır.
Markalaşma, soyut düşünceye ihtiyaç gösterir. BaştaTürkiye’nin
dünyada markalaşması olmak üzere, temelde iç pazarda, hiç
olmazsa komşu pazarlarda markalar yaratmak konusunda
bu kadar zayıf kalmamızın nedeni soyut düşünme eksikliğidir.
Soyut düşünmeyi besleyen/besleyecek unsur ise yokluğunun
farkında bile olamadığımız ikinci kanattır.
Şunu bilmeliyiz ki, ister bir ülke ister bir ürün ister bir kişi olsun,
markalaşma hedefi her şeyden önce bir gelecek tasavvuru
kurmak demektir. Filozof romancı Ayn Rand bize ışık tutuyor:
“Sonuç olarak ‘Neden?’e olan ilginin eksikliği nedensellik kav-
ramını ortadan kaldırır ve geçmişi silip atar. ‘Ne için?’e olan
ilginin olmayışı uzun vadeli amacı ortadan kaldırır ve geleceği
kesip atar. Bu nedenle kavramsallaştırma karşıtı bir zihniyet
için sadece ‘bugün’ tamamen gerçektir. Geçmişe ait kırıntılar
rastgele olay kırıntıları gibi, anlamı ve amacı olmayan küçük
bir hatıra konuşması gibidir. Fakat gelecek bir boşluktur; çünkü
gelecek algısal olarak anlaşılamaz, kavramsallaştırma karşıtı
zihniyetin kafası somut algılarının ötesine ulaşamaz.”
Soyut düşünce ve kavramsallaştırma... Jean Piaget’ye göre
insanın bu melekeye sahip olmaya başlaması ancak ergenliğe
adım atmasıyla mümkün olabilmektedir: “Ergen, çocukla
karşılaştırıldığında, sistemler ve ‘kuramlar’ kuran bir bireydir.
Çocuk sistemler kurmaz. Sistemlerin dile getirilemez ya da
getirilmemiş olması ve sadece gözlemcinin bunları dışardan
saptayabilmesi anlamında, çocuk bilinçsiz ya da bilince yakın
sistemlere sahiptir; ama onları asla ‘düşünemez.’ Buna karşılık
ergen, ilgisini güncel olmayan, her gün yaşanan gerçeklerle
ilgisi bulunmayan sorunlara yöneltir; dokunaklı bir saflıkla
dünyanın gelecekteki -ve çoğu zaman düşsel- durumlarıyla
ilgilenir. Özellikle şaşırtıcı olan nokta ergenin soyut kuramlar
kurma kolaylığıdır. Kimi ergenler bunları yazarlar; bir felsefe,
bir estetik, bir politika yaratırlar. Kimileri yazmazlar, ama ko-
nuşurlar.”
(Somut Düşünceden Soyut Düşünceye, Jeân Piaget,
Çev. Dr. Bekir Onur)
İbni Haldun’un toplumlarla ilgili kuramını dikkate alacak olur-
sak, Türk toplumu olarak yeniden dünyaya geldik, çocukluk
döneminden ergenliğe doğru yol alıyoruz. Bu nedenle karamsar
olmaya gerek yok.
MARKA
İNOVATİF PEYNİR ÜRETİCİSİ BAŞARISINI ÖDÜLLE TAÇLANDIRDI
KAMPANYA
HASOĞLU YAPI’NIN SON PROJESİ NEWİSTA
NewistaResidence
reklamfilmi yayında
T
ürkiye’nin
peynir üret i-
cisi Muratbey,
inovatif marka
yaratma konu-
sundaki iddiasını, aldığı
ödülle haklı bir başarıya
dönüştürdü.Muratbey,
“Naturena”
i l e İ S O
İno-
vasyonÖdülleri’nde finalist
ödülünü alan tek gıda fir-
ması olmanın ötesinde “İş
Sonuçları” dalında verilen
ödülü de aldı.
İSO 10. Sanayi Kongresi
ve İnovasyon Sergisi Prog-
ramı kapsamında İstanbul
Kongre Merkezi'nde 14
Aral ık 2011 Çarşamba
akşamı gerçekleştirilen
ödül töreninde, Naturena
projesi ile “çoğu alanda ola-
ğanüstü gelişim trendleri,
rekabet içinde kıyaslama
ve karşılaştırma
sonuçları
mükem-
mel” bu-
lunan
Mu-
ratbey,
finale
kalan dev
firmaların
içinde “İş Sonuç-
ları” dalında ödülü
hak eden tek firma oldu.
"İSO İnovasyon Ödül-
leri" ile inovasyona dönük
süreçleri benimseyerek,
sürdürülebi l i r rekabet
avantajına ulaşan başarı
örneklerinin ödüllendi-
rildiği bu projede, firma-
nın sağlamakta olduğu
inovasyon performansını,
firmanın inovasyon odaklı
aktivitelerden elde ettiği
sonuçları yine firmanın
iş sonuçlarına sağladığı
katkıyı ifade eden “İş So-
nuçları” dalındaki ödül,
2011 y ı l ında Naturena
projesi ile Muratbey’e gitti.
Ödül töreninde f inale
kalan 8 markadan bi r i
olan Muratbey’in çizg i
üstü ve çi zg i a lt ı tüm
marka iletişim çalışmaları
Genna MCG taraf ından
yürütülüyor.
İstanbul Sanayi Odası
Yönetim Kurulu Başkanı
Tanıl Küçük ve İstanbul Sa-
nayi Odası Meclis Başkanı
Erdal Bahçıvan tarafından
ödüllerin verildiği törende
Muratbey, firmanın inovas-
yon süreçlerinin yardımı
ile ürettiği ürünlerin yani
Naturena serisinin firma
ve marka için sağladığı
başarılar ve performans
göstergelerine ait verilerle,
belki de en önemli dalda,
İş Sonuçları dalında ödül
kazandı.
"İSO İnovasyonÖdülleri"
birçok aşama sonucunda
farklı ölçütler değerlendi-
rilerek sahiplerini buldu.
Bu değerlendirme ölçütleri
ve ağırlık puanları şöyle
tanımlanıyor:
Liderlik (130Puan)
Stratejik Planlama (110Puan)
Bilgi (110Puan)
İnsanKaynağı (110Puan)
Süreçler (140Puan)
Sonuçlar (400Puan)
Mu r a t b e y Yöne t i m
Kurulu Başkanı Necmi
Erol ödülle i lgi l i olarak
“Muratbey Peyni rler i ,
peyni r dev r imi olarak
duyurduğu ve dünyada bir
ilk olan Naturena serisi ile
firma kârlılığı ve iş katkısı
arasında açık ve pozitif bir
ilişki gösterebilmesi, marka
değerine pozitif etkisi ve
insan kaynağı gelişimi ve
çal ışan per formansına
olumlu etkileri sayesinde;
pazar sonuçları, kıyaslama
paydaşları ile yapılan araş-
tırma sonuçları, müşteri
ve tüketici nezdinde elde
ettiği sonuçlar, ticari ve
finansal performans sonuç-
ları, fikri ve sınai mülkiyet
haklarının korunmasına
yönelik uygulamaların (pa-
tentler, tasarım ve marka
tescilleri vb.) sonuçları ile
bu anlamlı ve değerli ödü-
lü, seçkin denetimcilerin
değerlendirmeleri ardın-
dan çok değerli isimlerin
yer aldığı büyük jürinin
kararı i le kazanmıştır.”
diyor. Erol, ödülün sür-
dürülebi l i r başar ı için
yen i l i kç i per formans
gösteren, yenilikçiliğe dö-
nük süreçleri, özümsenmiş
ve içselleştirilmiş bir yapı
içinde ortaya çıkan, katma
değeri yüksek, yenilikçi
ürünler ve süreçler i le
kanıtlanan bir “iş yapış
tarzı”nı geliştirmiş olan
Muratbey için sürdürü-
lebilir rekabet avantajına
ulaşt ı racak daha nice
başa r ı l a r ı n müjdec i s i
olduğunu belirtiyor.
Muratbey’e
inovasyon ödülü
reklamveren
hasoğlu yapı
marka
newista residence
ajans
genna mcg
müşteri ilişkileri
sedef tenim kayaokay,
emel çimen,
serap salmanoğlu
Strateji Planlama
yunus baran
Yaratıcı Ekip
başar kurt, önder öncel,
kayhan başpınar, aykut
yöney, afşin bayır, tuğşat
ergen, nihan şahin
yapım
shortcut
yönetmen
müfit samık
görüntü yönetmeni
burak kanbir
müzik
jingleist
medya ajansı
speed medya
Y
apı sektörün-
de 25 y ı l l ı k
tecrübeye
sahip Hasoğ-
lu Yap ı ’n ı n
s on p r o j e s i New i s t a
Residence’ın reklam fil-
mi yayına girdi. İletişim
çal ışmaları GENNA i le
yürütülen Newista’nın
reklam filmi farklı kur-
gusuyla dikkat çekiyor.
Filmin sloganı ise “Bak
nasıl yükseliyor yaşam ve
bak nasıl kazanıyor insan!”
Be y l i kdü z ü’nün en
merkez i ve en değerl i
yerinde yükselen Newista
Residence’ın yüksek yatı-
rım değerinin ve sunduğu
y ük sek s t anda r t l a r ı n
etkileyici bir biçimde an-
latıldığı; İstanbul’un Kız
Kulesi, Boğaziçi Köprüsü
gibi sembol ik mekanla-
rının kullanıldığı filmin
çekimleri üç gün sürdü.
Post prodüksiyon aşaması
ise 20 günde tamamlandı.
Reklam filmi, İstanbul’un
yeni yüzü olmaya aday
New i st a Res idence’ı n
ayrıcalıklı cazibesini öne
çıkarıyor.
Get the free mobile app at
ht tp:/ / get tag.mobi
vimeo.com/32979928